hayatın, güzel ve basit tanımı :)

” Hayattan; mp3 player gibi her istediğin şarkıyı çalmasını bekleyemezsin;
o daha çok radyo gibidir, rastgele çıkan parçalarla eğlenmeyi bilmelisin… “

 

şu sıralar radyo bana; değil şarkı, reklam bile çalmıyor. derin bir sessizlik, pilleri mi bitik acaba :-P

Lefter diye yazılır, Barış diye okunur

Efsaneye veda ettik bugün.

Hiç izleyemediğimiz, hiç bilmediğimiz hatta çok azımızın gördüğü bir adam nasıl olurda bu kadar bilinir, tanınır, saygı duyulur? anlamak mümkün değil…

Şükrü Saraçoğlu Stadyumununda 15.01.2012 tarihinde, tarihe tanıklık eden binlerce kişi efsane için son kez yine bir ilki gerçekleştirdi. Soğuk bir günde, güneşin sarısıyla, unutulmayacak atmosferiyle, duygu anlarıyla, taraftarıyla, maraton tribününde ordu gibi görünün her branştan sporcusuyla, efsaneyi omuzlarına alan profesyonel futbol takımıyla VEFA ne demek herkese gösteren asaletiyle; yani Dimdik Ayakta Camiasıyla oradaydı. Kalplerinin attığı yerde.

Bu günü iki kişiye borçluyuz.
Çoğunluğumuzun hakkında hiçbirşey bilmediği ama tek şey bildiği Lefter Küçükandonyadis. O bir EFSANE. Düne kadar yaşayan ve efsanesi sonsuza kadar yaşamaya devam edecek gerçek efsane.
İkinci kişi; bugünleri bize yaşatan, bu zor günlerinde yalnız bıraktığı camiasını yekpare Dimdik Ayakta kalabilecek güce ulaştıran, efsaneyi \ efsaneleri yıllar önce onurlandıran (o efsaneki ölmeden önce ondan hellallik isteyen), başımızı her alanda dik tutan, herşeyiyle geleceğimizi yeniden yazan adam, Aziz Yıldırım. Bir gün gelecek o efsane hakkında da gelecek nesillerin çoğunluğu birşey bilmiyor olacak ama bugünkü efsane gibi tanımayamadığı, tanık olmadığı o efsane için ağlayacak, saygı duyacak, ayakat alkışlayacak, çocuklara, torunlara anlatılacak. “Biz ondan önce büyük bir spor kulübüydük, ondan sonra YIKILMAYAN CAMİA olduk” denilecek gururla. Gün gelecek senide omuzlarında taşıyacak bu camia merak etme. Bu camia efsaneleriyle DİMDİK AYAKTA.

Hoşçakal Lefter Abi, mekanın cennet olsun, rahat uyu. Sen bizim çubuklumuzun asalet sebeblerindensin…

 
 * böyle bir tesadüf olabilir mi? yazıyı ratsgele bir saatte yayınlıyorum ve sonrasında dikkat ediyorum ki saat 19:07 kalp kalbe karşıdır sadece bu….

asla vazgeçme

” ne kadar farklı olursa olsun; sana ait olmayana tenezzül etme,
ve ne kadar basit olursa olsun senin olandan Asla Vazgeçme. ”

Che Guevara

 

asla vazgeçmedim ama vazgeçilmeyi engelleyemeyeceğimi biliyorum…

internet alışkanlıklarım

2 yıla yakın bir zaman önce facebook hesabımı kapatmıştım, herhangi bir sebepten. o sebebe sadık kalıp yeniden açmadım. yani nette kendi kendine blog yazan bu  kişin bir facebook hesabı yok :)

msn adresim, yine öyle. kaç kişinin msn adresinde sadece 4 kişi vardır ve 2 si hiç online olmaz? kaldı ki ben bile haftalarca, aylarca girmiyorum :)

twitter daha kısa ve daha az zaman alıyor. fenerbahçe ve mizahı hızlıca takip edebiliyorum. zaten kullanma amacımda buydu…

peki bu prensibime sadaket sonucu ne geçti elime? hiçbirşey… sadece fazlasıyla zaman tasarrufu yapmış oldum :) yeterince tasarruf yaptıysam facebook hesabı mı açsam acaba. yazılı düşünüyorum sadece :)

“Türkiye de hiç kimse DOKUNULMAZ DEĞİL” in özeti; muhalifsen “DOKUNULURSUN”

Ergenekon, Balyoz, OdaTV, Şike, Hopa, KCK, Reyting ve hatırlayamadığım davalar ile Türkiye son birkaç yılda davalar, iddanameler, hapishaneler ve aylarca, yıllarca tutuklular ülkesi haline geldi. Neden? Çünkü 80 yıl sonra demokratikleşmeye karar vermiştik. İktidarın ilk dava günlerinde dediği gibi “bağırsaklar temizleniyor”.

Özel yetkili savcılar (özel yetkili neyse? savcı dediğin cumhuriyet savcısıdır ve kamunun, milletin ilk elden en yetkili en özel avukatıdır. daha ne kadar özel olabilir) yine özel yetkileriyle bir çok kanun ile ama genelde bir kanun ile (suç örgütü kurmak. TCK nın 220. maddesi) herkesi önce içeriye alıyor.  Sonra tutuklular şanlıysa aylar veya yıllar sonra iddaname hazırlanıp yargılanma başlıyor.

Bu süreçlerin hepsinde; suçlananların taraftarından sivil itirazlar, eylemler, protestolar izliyoruz televizyonlarda. Protokol tribünlerinden; durum kendi çıkarlarınaysa “yargı bağımsızdır”, değilse “zehir zemberek açıklamalar” dinliyoruz. Birkaç zaman sonra unutuyoruz, bir gelişme, dava günü, protesto yürüyüşü ile yeniden hatırlıyoruz.

İlk zamanlar kamuoyu gibi düşünüp, ünlü atasözümüz kulağımda “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” ile acaba diyerek objektif izlemeye çalışıyordum. Suç var ise kim olduğu önemsenmeden yargılanmalı, cezasını çekmeliydi bana göre. “Sen benim kim olduğumu biliyor musun? ” diyenlere yıllardır kin beslemiş biri olarak Türkiye de bazı şeylerin değiştiğini, kurunun yanında yaşında şimdilik yanabileceğini ama masum olanların, tarafında olduğum inandığım insanların aklanacaklarını, kısa sürede serbest kalacaklarını düşünüyordum. Buna karşılık, ne kadar güçlü olursa olsun herkes cezasını çekecekti.

Artık bu şekilde düşünmüyorum. Çünkü; »okumaya devam…

Teşekkürler Taner Yıldız


Teşekkürler Sayın Bakanım.

“Sayın” kelimesini makamının saygınlığından , “Bakanım” kelimesini hemşehrimiz olmasından dolayı kullanmadığımız devlet adamı.

Alkışlıyoruz ama bu iltifatları hak etmenin ötesinde, daha büyük sonuçlar doğuran bir eylem olduğu için. Belki siz bile bunun farkında değilsiniz ama olacaksınız. Neden mi? yazımın devamında… »okumaya devam…

Barış Manço – Anlıyorsun Değil Mi?

Barış Amca ne güzel söylemişsin. Soğuk gecede, insanın içini ısıtan şarkın yine aklıma ve beceremesemde dilime düştü bu gece. Ruhun huzurlu olsun…

YouTube Preview Image

Barış Manço hakkında kendim dinlediğ gerçek bir hikaye aklıma geldi,

Lise yıllarımda, 25-30 kişilik minibüslerin birinde, gecenin bir vakti seyahat ederken ön koltukta şoför ile sohbet etmeye başladık. Konu nereden açıldı hatırlamıyorum, belki şoför amcanın geçmişinden belki çalan bir şarkı ile anlatmaya başladı. Söyledi ama yıllar sonra yer mekan bilgisinini hatırlamıyorum şimdi. Amca yıllar önce eski aracıyla bir müzik grubunu gezdirip para kazanmış bir dönem. Anladığım grup o dönemde civar yerleri geziyor, kendi imkanlarıyla bir turne yapıyor. Ödemelerin aksamasından pek zengin bir ekip olmadığı hatırlıyordu amca. Yine gecenin bir vakti kestirme bir köy yolundan geçerlerken bunlardan birinin camdan yola bozuk paralar attığını görür. Şoförün parasını bile zar zor ödeyenlerin bunu yapmasına anlam veremez ama sorar neden yola bozuk paralar saçtığını. Cevap çok basittir “sabah olduğunda yolda bozuk paraları bulacak çocuklar çok sevineceklerdir”. O zamanlar bu iyi niyetli davranışı  çok önemsemese de yıllar geçtikçe, köy yollarına çocukları sevindirmek için gece yarısı bozuk para atan adamın meşhur olup Barış Manço olması adamı etkilemiştir. Onun bu hikayeyi yıllar sonrasına taşımasının sebebi buydu sanırım ama benim için birçok sebepten biri. Hepimize 10 puan veren Barış Amca selamlar :)

Ortaköy

Arkadaşlarla Ortaköyde çay keyfi. Son günlerdeki en keyifli zamanlar. İstanbulu seviyorum. Ama kardeslerimle. Teşekkürler size…

TÜRKİYE’NİN SICAK GÜNDEMİ – 1

Türkiye son aylarda inanılmaz bir gündem yaşıyor. Herkes konuşuyor herkes açıklamaya, anlamaya çalışıyor. Gündeminin perde arkası uzun bir sürece dayanıyor. One Minute bir başlangıç mıdır emin değilim. Klasik anlık popülist bir çıkış olabilir veya lezzetli sonuçları görüldüğünde bugün izlediğimiz filimin fikir babası olabilir. Gündemdeki herşeyin anlık olmadığı kesin.

Mavi Marmara veya Gazze Filosuna İsrail saldırısı sonrası Türkiye ilk defa soğukkanlı davrandı. Heyecanlı Türk zihniyetiyle ayağa kalkıp bilinçsizce bağırmak yerine, kızgınlığını beklenmedik sakinlikte ama yine yüksek perdeden, üstelik uluslararası boyuta taşıdı. Dışişlerinin ve Hükümetin bu tutumu, Mavi Marmarının olası sonuçlarının öncesinde iyi değerlendirilip, ertesi durumlarda ne yapılacağının harika planlanmış olması mıydı? Yoksa Türkiye için aktörler rollerini doğru oynamış ve film senaryoya uygun mu başlamıştı? »okumaya devam…

büyülü zamanlar

yeni fark ettim ki, hayatımda bu dakikakaları çok sevmişim… sessizce beklemişim, bazen biraz sinirle, bazen biraz şuursuzca ama hep sakin… şimdi dönüp hayatımdaki bu dakikalara baktığımda, hiç kötü bir an yok… hep muhlis bir tebessümle hatırladığım, sabırlı anlar… gün içinde beklemeyi beklediğim, o anları yaşamanın hasretini çektiğim, büyülü zamanlar…..

19.07.1907 DÜNYA FENERBAHÇELİLER GÜNÜ

Kuruluş günümüz kutlu olsun, iyiki doğdun efsane. Bu ruhu bu aşk ile daha nice yıllar yaşamak dileğimizle…

Her zaman yanındayız….

……..
walk on, walk on, with hope in your heart
and you’ll never walk alone
you’ll never walk alone
…….

You’ll never walk alone FENERBAHCE

kendini yeniden bulma zamanı

uzun bir boşluktan sonra (neye göre boşluk veya boşluk demeyelim, ne olduğunu yeniden anlama süresi diyelim) yeniden birşeylere cesaret etme zamanı. küllerinizden doğmaya cesaretiniz yoksa, cesur değilsinizdir ya. bunun için şimdi karar zamanı. kül olmaya cesaretim var mı? »okumaya devam…

yeniden hasta

2011 başladı hastalık ile devam etti hastalık ile yaz geldi herkes sıcaktan terlerken ben ateşten terliyorum, sinüzlerim musluk gibi, burnum kıpkırmızı… bu neyin hastalığıdır anlamış değilim… geçen yazda aynı şeyler olmuştu…nerede hata yapıyorum, yorganla mı yatmalıyım temmuz ayında?
hey bağışıklık sistemim neredesin çık ortaya…yaz ayında beni hasta ettin sana güvenmiyorum artık…
sinüzlerimi tuzlu suyla yıkayıp güneşe sermem gerek acil….
sıkıldım hastalıktan…. :oops:

AZİZ YILDIRIM

önce Fenerbahçe sonra Türk Futbolu hatta sporu için hiçkimsenin yapmadıklarını yaptı…

yıllardır vefasızlık edilen, unutulan, onure edilmesi gereken camianın önde gelenlerini tekrar stada ve camiaya getirdi, isimlerini tesislere verdirdi…

sadece futbola değil, kimsenin uğramadığı sporlara, kendisine hiç çıkar sağlamayacak branşlara destek verdi, sponsorlar buldu, tarihi başarılar elde etti…

tesisler yaptı, şampiyonluklar kaçırdı, betondan anlar, futboldan anlamaz dendi…ama şimdi her taraftarın eşiyle çocuğuyla gidip rahatlıkla maçını izlediği stadı, kendi imkanlarıyla yapan tek kulüp Fenerbahçe…her branş için kendine ait tesisi olan tek kulüp Fenerbahçe… avrupada sayılı kulübün imkanları Fenerbahçe de…hiçbirinde kendi ismi yok, fenerbahçe mazisindeki insanların isimleri süslüyor girişlerini… »okumaya devam…

FENERBAHÇE ve TARAFTARI

SOKAKTA TOP OYNASANIZ,

KALDIRIMDAN DESTEKLERİZ

 

 

Edith Piaf – Non, Je ne regrette rien

ZAZ’ı tesadüfen ilk dinlediğimde aklıma gelen, bir zamanlarımda kalmış,  inanılmaz sesiyle kulaklarımda ve aklımda yer etmiş Edith Piaf…
Tu Es Partout dinlenesi bir başka şarkısıydı… uzun bir aradan sonra şimdi yeniden…

YouTube Preview Image

Transformers : Dark of the Moon + IMAX 3D

sadece daha iyi 3D için bir filmdi.

konusu klasik, amerikan propagandalı, devasa metal robotların kendileri dahil parçalamadık yer bırakmadığı, binaların cam yığını olduğu ama güzel kızın 5 dakikada bir makyajı bile bozulmadan sahne aldığı, ayakkabılarının topuğu bile kırılmadan  bitirebildiği film. ancak 3D nin burnunuza sokulduğu, bir süre sonra sizi şımarttığı, “yesinler birbirlerini nasılsa bana birşey olmuyor, bir tekmede ben vurayım” deme kıvamına geldiğiniz, zamanın nasıl geçtiğini pek anlamadığınız sadece aksiyon filmi…

ha birde imax imax diye tutturduk :) değdi mi? bence film+imax etkileyiciydi. iyi bir 3D için filmin de önemli olduğunu düşünüyorduk. neredeyse heryeri bilgisayarla yapılmış bir film 3D yi fazlasıyla sundu… şimdilik :)

(500) Days of Summer

IMDB puanı 8.0

8 eder mi? bence hayır. hatta sıradan bir amerikan filmi diyebilirim. ama bu kadar puan almasının bir sebebi olmalı. şu olabilir, filmde biraz aşkın evreleri, biraz mutluluk, biraz ümit, biraz da kader var. yani herkes aradığından biraz birşeyler bulabilir türden…

bence en etkileyici noktası; final sahnesinde filmin bütününde işlenen kader ve hayat eşi olayının gerçekleşmesin değil… yaşadıklarından sonra aldatılmış hissetmesi, istifası ve sonrasında kendini yeniden gerçekleştirme çabası ile herşeyin değişebileceği…

dedim ya, herkes aradığından biraz birşeyler bulabilir türden :)

seçim ertesi 13 Haziran

tahmin ettiğim gibi…
seçimler bitti, herkes pirüpak, ter tertemiz beyefendi olmuşlar. söylemler değişmiş, mahalle kabadayılarının, sınır tanımayan aşağılamaların yerini; ciddi, sahte samimi, önemli, iyi giyimli, büyük adamlar almış. değil Türkiye’yi, bıraksan dünyayı, evreni yönetecek vizyona, vasıflara sahip sanmamamız için hiçbir sebep yok.

İşte herşey bu kadar sahte….o çirkeflikler sadece 3-5 fazla oy ve 2-3 fazla pahalı takım elbiseli adam içindi… »okumaya devam…

12 Haziran Seçim 2011

her seçimde olduğu gibi son dakikaya kadar kavga, gürültü. herşeyin bir kenara bırakıldığı, son derece saygsız, sinirli, aşağılayıcı hitaplar, söylemler, diyaloglar. hem de gözümüzüm önünde; meydanlarda, televizyonlarda ve artık internette.
ne için? kazanmak için, bir oy için, koltuk için…

miting alanarında her an içinden canavar çıkacak gibi kükreyen, azgın, saldırgan, kontrolsüz, salyaları akıtan politikacılar; 13 Haziran sabahı artık sakinleşmiş, istediğini almış, kazanmış ve en önemlisi ütülü, pahalı takım elbisesiyle, saygınlık kazanmış olacaklar. »okumaya devam…

UA-7250589-1