« Ocak, 2012 arşivinden

hayatın, güzel ve basit tanımı :)

” Hayattan; mp3 player gibi her istediğin şarkıyı çalmasını bekleyemezsin;
o daha çok radyo gibidir, rastgele çıkan parçalarla eğlenmeyi bilmelisin… “

 

şu sıralar radyo bana; değil şarkı, reklam bile çalmıyor. derin bir sessizlik, pilleri mi bitik acaba 😛

Lefter diye yazılır, Barış diye okunur

Hiç izleyemediğimiz, hiç bilmediğimiz hatta çok azımızın gördüğü bir adam nasıl olurda bu kadar bilinir, tanınır, saygı duyulur? anlamak mümkün değil…

Şükrü Saraçoğlu Stadyumununda 15.01.2012 tarihinde, tarihe tanıklık eden binlerce kişi efsane için son kez yine bir ilki gerçekleştirdi. Soğuk bir günde, güneşin sarısıyla, unutulmayacak atmosferiyle, duygu anlarıyla, taraftarıyla, maraton tribününde ordu gibi görünün her branştan sporcusuyla, efsaneyi omuzlarına alan profesyonel futbol takımıyla VEFA ne demek herkese gösteren asaletiyle; yani Dimdik Ayakta Camiasıyla oradaydı. Kalplerinin attığı yerde.

Bu günü iki kişiye borçluyuz.
Çoğunluğumuzun hakkında hiçbirşey bilmediği ama tek şey bildiği Lefter Küçükandonyadis. O bir EFSANE. Düne kadar yaşayan ve efsanesi sonsuza kadar yaşamaya devam edecek gerçek efsane.
İkinci kişi; bugünleri bize yaşatan, bu zor günlerinde yalnız bıraktığı camiasını yekpare Dimdik Ayakta kalabilecek güce ulaştıran, efsaneyi \ efsaneleri yıllar önce onurlandıran (o efsaneki ölmeden önce ondan hellallik isteyen), başımızı her alanda dik tutan, herşeyiyle geleceğimizi yeniden yazan adam, Aziz Yıldırım. Bir gün gelecek o efsane hakkında da gelecek nesillerin çoğunluğu birşey bilmiyor olacak ama bugünkü efsane gibi tanımayamadığı, tanık olmadığı o efsane için ağlayacak, saygı duyacak, ayakat alkışlayacak, çocuklara, torunlara anlatılacak. “Biz ondan önce büyük bir spor kulübüydük, ondan sonra YIKILMAYAN CAMİA olduk” denilecek gururla. Gün gelecek senide omuzlarında taşıyacak bu camia merak etme. Bu camia efsaneleriyle DİMDİK AYAKTA.

Hoşçakal Lefter Abi, mekanın cennet olsun, rahat uyu. Sen bizim çubuklumuzun asalet sebeblerindensin…

 
 * böyle bir tesadüf olabilir mi? yazıyı ratsgele bir saatte yayınlıyorum ve sonrasında dikkat ediyorum ki saat 19:07 kalp kalbe karşıdır sadece bu….

asla vazgeçme

” ne kadar farklı olursa olsun; sana ait olmayana tenezzül etme,
ve ne kadar basit olursa olsun senin olandan Asla Vazgeçme. ”

Che Guevara

 

asla vazgeçmedim ama vazgeçilmeyi engelleyemeyeceğimi biliyorum…

internet alışkanlıklarım

2 yıla yakın bir zaman önce facebook hesabımı kapatmıştım, herhangi bir sebepten. o sebebe sadık kalıp yeniden açmadım. yani nette kendi kendine blog yazan bu  kişin bir facebook hesabı yok 🙂

msn adresim, yine öyle. kaç kişinin msn adresinde sadece 4 kişi vardır ve 2 si hiç online olmaz? kaldı ki ben bile haftalarca, aylarca girmiyorum 🙂

twitter daha kısa ve daha az zaman alıyor. fenerbahçe ve mizahı hızlıca takip edebiliyorum. zaten kullanma amacımda buydu…

peki bu prensibime sadaket sonucu ne geçti elime? hiçbirşey… sadece fazlasıyla zaman tasarrufu yapmış oldum 🙂 yeterince tasarruf yaptıysam facebook hesabı mı açsam acaba. yazılı düşünüyorum sadece 🙂

“Türkiye de hiç kimse DOKUNULMAZ DEĞİL” in özeti; muhalifsen “DOKUNULURSUN”

Özel yetkili savcılar (özel yetkili neyse? savcı dediğin cumhuriyet savcısıdır ve kamunun, milletin ilk elden en yetkili en özel avukatıdır. daha ne kadar özel olabilir) yine özel yetkileriyle bir çok kanun ile ama genelde bir kanun ile (suç örgütü kurmak. TCK nın 220. maddesi) herkesi önce içeriye alıyor.  Sonra tutuklular şanlıysa aylar veya yıllar sonra iddaname hazırlanıp yargılanma başlıyor.

Bu süreçlerin hepsinde; suçlananların taraftarından sivil itirazlar, eylemler, protestolar izliyoruz televizyonlarda. Protokol tribünlerinden; durum kendi çıkarlarınaysa “yargı bağımsızdır”, değilse “zehir zemberek açıklamalar” dinliyoruz. Birkaç zaman sonra unutuyoruz, bir gelişme, dava günü, protesto yürüyüşü ile yeniden hatırlıyoruz.

İlk zamanlar kamuoyu gibi düşünüp, ünlü atasözümüz kulağımda “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” ile acaba diyerek objektif izlemeye çalışıyordum. Suç var ise kim olduğu önemsenmeden yargılanmalı, cezasını çekmeliydi bana göre. “Sen benim kim olduğumu biliyor musun? ” diyenlere yıllardır kin beslemiş biri olarak Türkiye de bazı şeylerin değiştiğini, kurunun yanında yaşında şimdilik yanabileceğini ama masum olanların, tarafında olduğum inandığım insanların aklanacaklarını, kısa sürede serbest kalacaklarını düşünüyordum. Buna karşılık, ne kadar güçlü olursa olsun herkes cezasını çekecekti.

Artık bu şekilde düşünmüyorum. Çünkü; »okumaya devam…

UA-7250589-1