« Şubat, 2012 arşivinden

pazar gecesi

pazar akşamını hiç sevmedim, sevemedim. çocukluğumdan beri hep sancılı zamanlardandı.
ama bu sancı beni garip şekilde daha fazla huzursuz etmeye başladı…sancı herhangi bir sonuca ulaşırsa, bu pazar gününün etkisi ile olacak 🙂

14 Şubat ve çalışmak

14 Şubatı bu yıl çalışarak geçirdim. Çalışmayı tembellik kadar çok seviyorum. ama sevgililer gününde gece yarısına kadar çalışarak geçirmeyi amaçlamıyordum….aslında neyi amaçladığımıda bilmiyorum 🙂 sanıyorum saçmalıyorum, öyleyse uyuyorum 🙂

Savcı Sarıkaya senin ne haddine?

Hani özel yetkiliydiler?
Hani demokratikleşmeyi sağlayacaklardı?
Hani dokunulmazlara dokunulacaktı?
Hani her yeni soruşturmaya başladıklarında, her tutuklama kararı aldırdıklarında, büyüklerimiz çıkıp “yargı bağımsız” derdi?

Bu sefer demediler, hafızaları dondu kaldı, yasalarla mümkün değil dendi ama mümkün olduğu görüldü ve apar topar yasa teklifi verildi. Ne olduda Savcı Sarıkaya soruşturmadan alındı? Görevini kötü kullanmaktan.

Ne yapsaydı? Şöyle mi yapsaydı?
“efendilerim; biliyorum MİT sizin için çok çalıştı, müsteşarını da siz atadınız, yani MİT sizin hakim olmayı başardığınız size çalışan devlet kurumlarından biri. Şimdi biz soruşturmamız kapsamında, ucu eski ve yeni MİT çalışanlarına dayanan konular tespit ettik. Bunun için müsadeniz olursa falanca falanca kişileri bilgi almak amacıyla savcılığa davet edebilir miyiz?” mi deseydi acaba…

Yargı bağımsız ama yani o kadar da bağımsız değil sayın savcım, bi yere kadar… defalarca açıklamaya çalıştık şimdi tek cümlede özetlenmiş oldu, “yargı iktidarın sınırlarını çizdiği kadar bağımsız” ve sen sınırı aştın 🙂 »okumaya devam…

TÜRKİYE de adalet

Öncelikle; herkes gibi adalete inancım tam ve saygım sonsuz oludğunu belirtmeliyim, ki başıma bir iş gelmesin 🙂

Bu karikatürler benim üslubum değil ama bundan daha fazla iğrenir oldum adalet sistemimizden.

Neden?

Daha önce gazetelerin 3. sayfalarında okuyup şaşırdığımız ve zaman zaman adaletin kararına da şaşırdığımız haberlerden neredeyse hergün bir tanesi gündemimizde. Son 3-5 yılın yargı kararları, hayatımda tanıklık ettiğim en adaletsiz zaman dilimini yaşadığımı düşünmeme yetiyor.  İşçi eylemlerine katılanlar, tecavüzcülerler, gazeteciler, öğrenciler, adam kesenler, resaturant bombalayanlar, gazeteci öldürenler, baklava çalanlar, halkı dolandıranlar, halkın gözünün içine baka baka çalanlar, basılmadan bomba ilan edilen kitaplar, çocuk tecavüzcüleri, kaldırımda yaya ezenler vs vs vs…

ve kime ne ceza verdiği belli olmayan adalet sistemimiz!

Milletin adaletini boşverin, ateş olmayan yerden duman çıkmaz diyerek klasik Türk anlayışımızla, bize ne diyelim. Peki siz herhangi bir sebeple mahkeme salonlarına düşseniz, size adil bir yargılama uygulanacağına inanıyor musunuz? Hele hele sizin veya karşı tarafın adil bir ceza alacağına? lütfen dürüst olun…

Neyse; buraya destan yazsam, mevcut adalet sistemimizi ve milletimizin ruh halini kendime bile açıklayamam, yeniden sinir olduğum ile kalırım.

Bu iki Jonathan Shapiro karikatürü özetlememe yetti. Shapiro gibi acımasız ve net bir karikatürist ile de tanışma fırsatı bulmuş olum.  Daha fazla karikatürü için zapiro ya , Shapiro hakkında bilgi için ise Jonathan Shapiro tıklayabilirsiniz.

Kalk o koltuktan, milletin temsil hakkını yeme

Yıllar geçsede Türkiye yine aynı Türkiye. Yıl 2012 hala milletin çıkarlarından daha önemli kendi çıkarları.

Millet kendi hakkını temsil etsin diye vekil seçer,  hiçbir masraftan kaçınmaz vergisiyle padişah eyler, vekilliği biter süperinden emekli eder. İçlerinden çok azı çıkıp; burada çalışmak benim millete borcumdur der.

Milletvekili dediğin; partilisinin, memeleketlisinin, akrabasının, yandaşının, dostununun, mafyasının işini görmekten zaman kalırsa, önce kendi çıkarları için çalışır, yine zaman kalırsa millet için birkaç şey yapar. Kimse, sen ne yaptın, yapıyorsun diye hesap soramaz,  bizim milletimiz zaten hiç soramaz. 5 yıl sonra yedi sülalesi ile ömür boyu süperinden emekli olur gider. Şansı yaver giderse veya yaverleri iyi beslenmişse birkaç dönem daha bu saltanı sürer. Buna alışığız biz.

Ama alanen, milletin gözünün içine baka baka, egoları için, bencilliği için, çıkarları için  herşeyi yapmayı göze alanı görmemiştik, gördük.

Sen milletin vekili değil misin Hakan Şükür?
Sen millet için orada değil misin?
Sen bizim sorunlarımızı çözmek, fikrlerimizi dile getirmek, bizim için iyi olanı tartışmak için orada değil misin?
Sen fikir üretmek, bu fikirleri hayata geçirmek için orada değil misin?

Ne yapayım ben senin yorumculuğunu? Kamuoyunu, gündemi bu kadar meşgul etmek niye? Niye bu televizyon sevdan? Ne bu reyting hırsın? 2 tane kıytırık maçı yorumlayıp ne kazandıracaksın bu millete? Veya neyi yorumladında feyz aldık, ders aldık, ilham aldık?

Ne işin var orada sayın vekilim?
Bir kul değil sana oy veren kulların hakkını yiyiyorsun.
Kalk o koltuktan, milletin temsil hakkını yeme.

UA-7250589-1