« . . . kategorisi altındaki yazılar

pazar gecesi

pazar akşamını hiç sevmedim, sevemedim. çocukluğumdan beri hep sancılı zamanlardandı.
ama bu sancı beni garip şekilde daha fazla huzursuz etmeye başladı…sancı herhangi bir sonuca ulaşırsa, bu pazar gününün etkisi ile olacak :)

14 Şubat ve çalışmak

14 Şubatı bu yıl çalışarak geçirdim. Çalışmayı tembellik kadar çok seviyorum. ama sevgililer gününde gece yarısına kadar çalışarak geçirmeyi amaçlamıyordum….aslında neyi amaçladığımıda bilmiyorum :) sanıyorum saçmalıyorum, öyleyse uyuyorum :)

Savcı Sarıkaya senin ne haddine?

Hani özel yetkiliydiler?
Hani demokratikleşmeyi sağlayacaklardı?
Hani dokunulmazlara dokunulacaktı?
Hani her yeni soruturmaya başladıklarında, her tutuklama kararı aldırdıklarında, büyüklerimiz çıkıp “yargı bağımsız” derdi?

Bu sefer demediler, hafızaları dondu kaldı, yasalarla mümkün değil dendi ama mümkün olduğu görüldü ve apar topar yasa teklifi verildi. Ne olduda Savcı Sarıkaya soruşturmadan alındı? Görevini kötü kullanmaktan.

Ne yapsaydı? Şöyle mi yapsaydı?
“efendilerim; biliyorum MİT sizin için çok çalıştı, müsteşarını da siz atadınız, yani MİT sizin hakim olmayı başardığınız size çalışan devlet kurumlarından biri. Şimdi biz soruşturmamız kapsamında, ucu eski ve yeni MİT çalışanlarına dayanan konular tespit ettik. Bunun için müsadeniz olursa falanca falanca kişileri bilgi almak amacıyla savcılığa davet edebilir miyiz?” mi deseydi acaba…

Yargı bağımsız ama yani o kadar da bağımsız değil sayın savcım, bi yere kadar… defalarca açıklamaya çalıştık şimdi tek cümlede özetlenmiş oldu, “yargı iktidarın sınırlarını çizdiği kadar bağımsız” ve sen sınırı aştın :) »okumaya devam…

TÜRKİYE de adalet

Öncelikle; herkes gibi adalete inancım tam ve saygım sonsuz oludğunu belirtmeliyim, ki başıma bir iş gelmesin :)

Bu karikatürler benim üslubum değil ama bundan daha fazla iğrenir oldum adalet sistemimizden.

Neden?

Daha önce gazetelerin 3. sayfalarında okuyup şaşırdığımız ve zaman zaman adaletin kararına da şaşırdığımız haberlerden neredeyse hergün bir tanesi gündemimizde. Son 3-5 yılın yargı kararları, hayatımda tanıklık ettiğim en adaletsiz zaman dilimini yaşadığımı düşünmeme yetiyor.  İşçi eylemlerine katılanlar, tecavüzcülerler, gazeteciler, öğrenciler, adam kesenler, resaturant bombalayanlar, gazeteci öldürenler, baklava çalanlar, halkı dolandıranlar, halkın gözünün içine baka baka çalanlar, basılmadan bomba ilan edilen kitaplar, çocuk tecavüzcüleri, kaldırımda yaya ezenler vs vs vs…

ve kime ne ceza verdiği belli olmayan adalet sistemimiz!

Milletin adaletini boşverin, ateş olmayan yerden duman çıkmaz diyerek klasik Türk anlayışımızla, bize ne diyelim. Peki siz herhangi bir sebeple mahkeme salonlarına düşseniz, size adil bir yargılama uygulanacağına inanıyor musunuz? Hele hele sizin veya karşı tarafın adil bir ceza alacağına? lütfen dürüst olun…

Neyse; buraya destan yazsam, mevcut adalet sistemimizi ve milletimizin ruh halini kendime bile açıklayamam, yeniden sinir olduğum ile kalırım.

Bu iki Jonathan Shapiro karikatürü özetlememe yetti. Shapiro gibi acımasız ve net bir karikatürist ile de tanışma fırsatı bulmuş olum.  Daha fazla karikatürü için zapiro ya , Shapiro hakkında bilgi için ise Jonathan Shapiro tıklayabilirsiniz.

Kalk o koltuktan, milletin temsil hakkını yeme

Yıllar geçsede Türkiye yine aynı Türkiye. Yıl 2012 hala milletin çıkarlarından daha önemli kendi çıkarları.

Millet kendi hakkını temsil etsin diye vekil seçer,  hiçbir masraftan kaçınmaz vergisiyle padişah eyler, vekilliği biter süperinden emekli eder. İçlerinden çok azı çıkıp; burada çalışmak benim millete borcumdur der.

Milletvekili dediğin; partilisinin, memeleketlisinin, akrabasının, yandaşının, dostununun, mafyasının işini görmekten zaman kalırsa, önce kendi çıkarları için çalışır, yine zaman kalırsa millet için birkaç şey yapar. Kimse, sen ne yaptın, yapıyorsun diye hesap soramaz,  bizim milletimiz zaten hiç soramaz. 5 yıl sonra yedi sülalesi ile ömür boyu süperinden emekli olur gider. Şansı yaver giderse veya yaverleri iyi beslenmişse birkaç dönem daha bu saltanı sürer. Buna alışığız biz.

Ama alanen, milletin gözünün içine baka baka, egoları için, bencilliği için, çıkarları için  herşeyi yapmayı göze alanı görmemiştik, gördük.

Sen milletin vekili değil misin Hakan Şükür?
Sen millet için orada değil misin?
Sen bizim sorunlarımızı çözmek, fikrlerimizi dile getirmek, bizim için iyi olanı tartışmak için orada değil misin?
Sen fikir üretmek, bu fikirleri hayata geçirmek için orada değil misin?

Ne yapayım ben senin yorumculuğunu? Kamuoyunu, gündemi bu kadar meşgul etmek niye? Niye bu televizyon sevdan? Ne bu reyting hırsın? 2 tane kıytırık maçı yorumlayıp ne kazandıracaksın bu millete? Veya neyi yorumladında feyz aldık, ders aldık, ilham aldık?

Ne işin var orada sayın vekilim?
Bir kul değil sana oy veren kulların hakkını yiyiyorsun.
Kalk o koltuktan, milletin temsil hakkını yeme.

hayatın, güzel ve basit tanımı :)

” Hayattan; mp3 player gibi her istediğin şarkıyı çalmasını bekleyemezsin;
o daha çok radyo gibidir, rastgele çıkan parçalarla eğlenmeyi bilmelisin… “

 

şu sıralar radyo bana; değil şarkı, reklam bile çalmıyor. derin bir sessizlik, pilleri mi bitik acaba :-P

Lefter diye yazılır, Barış diye okunur

Efsaneye veda ettik bugün.

Hiç izleyemediğimiz, hiç bilmediğimiz hatta çok azımızın gördüğü bir adam nasıl olurda bu kadar bilinir, tanınır, saygı duyulur? anlamak mümkün değil…

Şükrü Saraçoğlu Stadyumununda 15.01.2012 tarihinde, tarihe tanıklık eden binlerce kişi efsane için son kez yine bir ilki gerçekleştirdi. Soğuk bir günde, güneşin sarısıyla, unutulmayacak atmosferiyle, duygu anlarıyla, taraftarıyla, maraton tribününde ordu gibi görünün her branştan sporcusuyla, efsaneyi omuzlarına alan profesyonel futbol takımıyla VEFA ne demek herkese gösteren asaletiyle; yani Dimdik Ayakta Camiasıyla oradaydı. Kalplerinin attığı yerde.

Bu günü iki kişiye borçluyuz.
Çoğunluğumuzun hakkında hiçbirşey bilmediği ama tek şey bildiği Lefter Küçükandonyadis. O bir EFSANE. Düne kadar yaşayan ve efsanesi sonsuza kadar yaşamaya devam edecek gerçek efsane.
İkinci kişi; bugünleri bize yaşatan, bu zor günlerinde yalnız bıraktığı camiasını yekpare Dimdik Ayakta kalabilecek güce ulaştıran, efsaneyi \ efsaneleri yıllar önce onurlandıran (o efsaneki ölmeden önce ondan hellallik isteyen), başımızı her alanda dik tutan, herşeyiyle geleceğimizi yeniden yazan adam, Aziz Yıldırım. Bir gün gelecek o efsane hakkında da gelecek nesillerin çoğunluğu birşey bilmiyor olacak ama bugünkü efsane gibi tanımayamadığı, tanık olmadığı o efsane için ağlayacak, saygı duyacak, ayakat alkışlayacak, çocuklara, torunlara anlatılacak. “Biz ondan önce büyük bir spor kulübüydük, ondan sonra YIKILMAYAN CAMİA olduk” denilecek gururla. Gün gelecek senide omuzlarında taşıyacak bu camia merak etme. Bu camia efsaneleriyle DİMDİK AYAKTA.

Hoşçakal Lefter Abi, mekanın cennet olsun, rahat uyu. Sen bizim çubuklumuzun asalet sebeblerindensin…

 
 * böyle bir tesadüf olabilir mi? yazıyı ratsgele bir saatte yayınlıyorum ve sonrasında dikkat ediyorum ki saat 19:07 kalp kalbe karşıdır sadece bu….

asla vazgeçme

” ne kadar farklı olursa olsun; sana ait olmayana tenezzül etme,
ve ne kadar basit olursa olsun senin olandan Asla Vazgeçme. ”

Che Guevara

 

asla vazgeçmedim ama vazgeçilmeyi engelleyemeyeceğimi biliyorum…

internet alışkanlıklarım

2 yıla yakın bir zaman önce facebook hesabımı kapatmıştım, herhangi bir sebepten. o sebebe sadık kalıp yeniden açmadım. yani nette kendi kendine blog yazan bu  kişin bir facebook hesabı yok :)

msn adresim, yine öyle. kaç kişinin msn adresinde sadece 4 kişi vardır ve 2 si hiç online olmaz? kaldı ki ben bile haftalarca, aylarca girmiyorum :)

twitter daha kısa ve daha az zaman alıyor. fenerbahçe ve mizahı hızlıca takip edebiliyorum. zaten kullanma amacımda buydu…

peki bu prensibime sadaket sonucu ne geçti elime? hiçbirşey… sadece fazlasıyla zaman tasarrufu yapmış oldum :) yeterince tasarruf yaptıysam facebook hesabı mı açsam acaba. yazılı düşünüyorum sadece :)

“Türkiye de hiç kimse DOKUNULMAZ DEĞİL” in özeti; muhalifsen “DOKUNULURSUN”

Ergenekon, Balyoz, OdaTV, Şike, Hopa, KCK, Reyting ve hatırlayamadığım davalar ile Türkiye son birkaç yılda davalar, iddanameler, hapishaneler ve aylarca, yıllarca tutuklular ülkesi haline geldi. Neden? Çünkü 80 yıl sonra demokratikleşmeye karar vermiştik. İktidarın ilk dava günlerinde dediği gibi “bağırsaklar temizleniyor”.

Özel yetkili savcılar (özel yetkili neyse? savcı dediğin cumhuriyet savcısıdır ve kamunun, milletin ilk elden en yetkili en özel avukatıdır. daha ne kadar özel olabilir) yine özel yetkileriyle bir çok kanun ile ama genelde bir kanun ile (suç örgütü kurmak. TCK nın 220. maddesi) herkesi önce içeriye alıyor.  Sonra tutuklular şanlıysa aylar veya yıllar sonra iddaname hazırlanıp yargılanma başlıyor.

Bu süreçlerin hepsinde; suçlananların taraftarından sivil itirazlar, eylemler, protestolar izliyoruz televizyonlarda. Protokol tribünlerinden; durum kendi çıkarlarınaysa “yargı bağımsızdır”, değilse “zehir zemberek açıklamalar” dinliyoruz. Birkaç zaman sonra unutuyoruz, bir gelişme, dava günü, protesto yürüyüşü ile yeniden hatırlıyoruz.

İlk zamanlar kamuoyu gibi düşünüp, ünlü atasözümüz kulağımda “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” ile acaba diyerek objektif izlemeye çalışıyordum. Suç var ise kim olduğu önemsenmeden yargılanmalı, cezasını çekmeliydi bana göre. “Sen benim kim olduğumu biliyor musun? ” diyenlere yıllardır kin beslemiş biri olarak Türkiye de bazı şeylerin değiştiğini, kurunun yanında yaşında şimdilik yanabileceğini ama masum olanların, tarafında olduğum inandığım insanların aklanacaklarını, kısa sürede serbest kalacaklarını düşünüyordum. Buna karşılık, ne kadar güçlü olursa olsun herkes cezasını çekecekti.

Artık bu şekilde düşünmüyorum. Çünkü; »okumaya devam…

Teşekkürler Taner Yıldız


Teşekkürler Sayın Bakanım.

“Sayın” kelimesini makamının saygınlığından , “Bakanım” kelimesini hemşehrimiz olmasından dolayı kullanmadığımız devlet adamı.

Alkışlıyoruz ama bu iltifatları hak etmenin ötesinde, daha büyük sonuçlar doğuran bir eylem olduğu için. Belki siz bile bunun farkında değilsiniz ama olacaksınız. Neden mi? yazımın devamında… »okumaya devam…

Barış Manço – Anlıyorsun Değil Mi?

Barış Amca ne güzel söylemişsin. Soğuk gecede, insanın içini ısıtan şarkın yine aklıma ve beceremesemde dilime düştü bu gece. Ruhun huzurlu olsun…

YouTube Preview Image

Barış Manço hakkında kendim dinlediğ gerçek bir hikaye aklıma geldi,

Lise yıllarımda, 25-30 kişilik minibüslerin birinde, gecenin bir vakti seyahat ederken ön koltukta şoför ile sohbet etmeye başladık. Konu nereden açıldı hatırlamıyorum, belki şoför amcanın geçmişinden belki çalan bir şarkı ile anlatmaya başladı. Söyledi ama yıllar sonra yer mekan bilgisinini hatırlamıyorum şimdi. Amca yıllar önce eski aracıyla bir müzik grubunu gezdirip para kazanmış bir dönem. Anladığım grup o dönemde civar yerleri geziyor, kendi imkanlarıyla bir turne yapıyor. Ödemelerin aksamasından pek zengin bir ekip olmadığı hatırlıyordu amca. Yine gecenin bir vakti kestirme bir köy yolundan geçerlerken bunlardan birinin camdan yola bozuk paralar attığını görür. Şoförün parasını bile zar zor ödeyenlerin bunu yapmasına anlam veremez ama sorar neden yola bozuk paralar saçtığını. Cevap çok basittir “sabah olduğunda yolda bozuk paraları bulacak çocuklar çok sevineceklerdir”. O zamanlar bu iyi niyetli davranışı  çok önemsemese de yıllar geçtikçe, köy yollarına çocukları sevindirmek için gece yarısı bozuk para atan adamın meşhur olup Barış Manço olması adamı etkilemiştir. Onun bu hikayeyi yıllar sonrasına taşımasının sebebi buydu sanırım ama benim için birçok sebepten biri. Hepimize 10 puan veren Barış Amca selamlar :)

Ortaköy

Arkadaşlarla Ortaköyde çay keyfi. Son günlerdeki en keyifli zamanlar. İstanbulu seviyorum. Ama kardeslerimle. Teşekkürler size…

TÜRKİYE’NİN SICAK GÜNDEMİ – 1

Türkiye son aylarda inanılmaz bir gündem yaşıyor. Herkes konuşuyor herkes açıklamaya, anlamaya çalışıyor. Gündeminin perde arkası uzun bir sürece dayanıyor. One Minute bir başlangıç mıdır emin değilim. Klasik anlık popülist bir çıkış olabilir veya lezzetli sonuçları görüldüğünde bugün izlediğimiz filimin fikir babası olabilir. Gündemdeki herşeyin anlık olmadığı kesin.

Mavi Marmara veya Gazze Filosuna İsrail saldırısı sonrası Türkiye ilk defa soğukkanlı davrandı. Heyecanlı Türk zihniyetiyle ayağa kalkıp bilinçsizce bağırmak yerine, kızgınlığını beklenmedik sakinlikte ama yine yüksek perdeden, üstelik uluslararası boyuta taşıdı. Dışişlerinin ve Hükümetin bu tutumu, Mavi Marmarının olası sonuçlarının öncesinde iyi değerlendirilip, ertesi durumlarda ne yapılacağının harika planlanmış olması mıydı? Yoksa Türkiye için aktörler rollerini doğru oynamış ve film senaryoya uygun mu başlamıştı? »okumaya devam…

büyülü zamanlar

yeni fark ettim ki, hayatımda bu dakikakaları çok sevmişim… sessizce beklemişim, bazen biraz sinirle, bazen biraz şuursuzca ama hep sakin… şimdi dönüp hayatımdaki bu dakikalara baktığımda, hiç kötü bir an yok… hep muhlis bir tebessümle hatırladığım, sabırlı anlar… gün içinde beklemeyi beklediğim, o anları yaşamanın hasretini çektiğim, büyülü zamanlar…..

19.07.1907 DÜNYA FENERBAHÇELİLER GÜNÜ

Kuruluş günümüz kutlu olsun, iyiki doğdun efsane. Bu ruhu bu aşk ile daha nice yıllar yaşamak dileğimizle…

Her zaman yanındayız….

……..
walk on, walk on, with hope in your heart
and you’ll never walk alone
you’ll never walk alone
…….

You’ll never walk alone FENERBAHCE

kendini yeniden bulma zamanı

uzun bir boşluktan sonra (neye göre boşluk veya boşluk demeyelim, ne olduğunu yeniden anlama süresi diyelim) yeniden birşeylere cesaret etme zamanı. küllerinizden doğmaya cesaretiniz yoksa, cesur değilsinizdir ya. bunun için şimdi karar zamanı. kül olmaya cesaretim var mı? »okumaya devam…

yeniden hasta

2011 başladı hastalık ile devam etti hastalık ile yaz geldi herkes sıcaktan terlerken ben ateşten terliyorum, sinüzlerim musluk gibi, burnum kıpkırmızı… bu neyin hastalığıdır anlamış değilim… geçen yazda aynı şeyler olmuştu…nerede hata yapıyorum, yorganla mı yatmalıyım temmuz ayında?
hey bağışıklık sistemim neredesin çık ortaya…yaz ayında beni hasta ettin sana güvenmiyorum artık…
sinüzlerimi tuzlu suyla yıkayıp güneşe sermem gerek acil….
sıkıldım hastalıktan…. :oops:

AZİZ YILDIRIM

önce Fenerbahçe sonra Türk Futbolu hatta sporu için hiçkimsenin yapmadıklarını yaptı…

yıllardır vefasızlık edilen, unutulan, onure edilmesi gereken camianın önde gelenlerini tekrar stada ve camiaya getirdi, isimlerini tesislere verdirdi…

sadece futbola değil, kimsenin uğramadığı sporlara, kendisine hiç çıkar sağlamayacak branşlara destek verdi, sponsorlar buldu, tarihi başarılar elde etti…

tesisler yaptı, şampiyonluklar kaçırdı, betondan anlar, futboldan anlamaz dendi…ama şimdi her taraftarın eşiyle çocuğuyla gidip rahatlıkla maçını izlediği stadı, kendi imkanlarıyla yapan tek kulüp Fenerbahçe…her branş için kendine ait tesisi olan tek kulüp Fenerbahçe… avrupada sayılı kulübün imkanları Fenerbahçe de…hiçbirinde kendi ismi yok, fenerbahçe mazisindeki insanların isimleri süslüyor girişlerini… »okumaya devam…

FENERBAHÇE ve TARAFTARI

SOKAKTA TOP OYNASANIZ,

KALDIRIMDAN DESTEKLERİZ

 

 

UA-7250589-1