« . . . kategorisi altındaki yazılar

Teşekkürler Taner Yıldız


Teşekkürler Sayın Bakanım.

“Sayın” kelimesini makamının saygınlığından , “Bakanım” kelimesini hemşehrimiz olmasından dolayı kullanmadığımız devlet adamı.

Alkışlıyoruz ama bu iltifatları hak etmenin ötesinde, daha büyük sonuçlar doğuran bir eylem olduğu için. Belki siz bile bunun farkında değilsiniz ama olacaksınız. Neden mi? yazımın devamında… »okumaya devam…

Barış Manço – Anlıyorsun Değil Mi?

Barış Amca ne güzel söylemişsin. Soğuk gecede, insanın içini ısıtan şarkın yine aklıma ve beceremesemde dilime düştü bu gece. Ruhun huzurlu olsun…

YouTube Preview Image

Barış Manço hakkında kendim dinlediğ gerçek bir hikaye aklıma geldi,

Lise yıllarımda, 25-30 kişilik minibüslerin birinde, ön koltukta gecenin bir vakti seyahat ederken, şoför ile sohbet etmeye başladık. Konu nereden açıldı hatırlamıyorum, belki şoför amcanın geçmişinden belki çalan bir şarkı ile anlatmaya başladı. Söyledi ama yıllar sonra yer mekan bilgisinini hatırlamıyorum şimdi.
Amca yıllar önce eski aracıyla bir müzik grubunu gezdirip para kazanmış bir dönem. Anladığım grup o dönemde civar yerleri geziyor, kendi imkanlarıyla bir turne yapıyor. ama ödemelerin aksamasından pek paralı bir ekip olmadığı hatırlıyordu amca. Yine gecenin bir vakti kestirme bir köy yolundan geçerlerken, gruptan birinin camdan yola bozuk paralar attığını görür. Şoförün parasını bile zar zor ödeyenlerin bunu yapmasına anlam veremez ama sorar neden yola bozuk paralar saçtığını. Cevap çok basittir “sabah olduğunda yolda bozuk paraları bulacak çocuklar çok sevineceklerdir”. O zamanlar bu iyi niyetli davranışı  çok önemsemese de yıllar geçtikçe, köy yollarına çocukları sevindirmek için gece yarısı bozuk para atan adamın meşhur olup Barış Manço olması adamı etkilemiştir. Onun bu hikayeyi yıllar sonrasına taşımasının sebebi buydu sanırım ama benim için birçok sebepten biri. Hepimize 10 puan veren Barış Amca selamlar :)

Ortaköy

Arkadaşlarla Ortaköyde çay keyfi. Son günlerdeki en keyifli zamanlar. İstanbulu seviyorum. Ama kardeslerimle. Teşekkürler size…

TÜRKİYE’NİN SICAK GÜNDEMİ – 1

Türkiye son aylarda inanılmaz bir gündem yaşıyor. Herkes konuşuyor herkes açıklamaya, anlamaya çalışıyor. Gündeminin perde arkası uzun bir sürece dayanıyor. One Minute bir başlangıç mıdır emin değilim. Klasik anlık popülist bir çıkış olabilir veya lezzetli sonuçları görüldüğünde bugün izlediğimiz filimin fikir babası olabilir. Gündemdeki herşeyin anlık olmadığı kesin.

Mavi Marmara veya Gazze Filosuna İsrail saldırısı sonrası Türkiye ilk defa soğukkanlı davrandı. Heyecanlı Türk zihniyetiyle ayağa kalkıp bilinçsizce bağırmak yerine, kızgınlığını beklenmedik sakinlikte ama yine yüksek perdeden, üstelik uluslararası boyuta taşıdı. Dışişlerinin ve Hükümetin bu tutumu, Mavi Marmarının olası sonuçlarının öncesinde iyi değerlendirilip, ertesi durumlarda ne yapılacağının harika planlanmış olması mıydı? Yoksa Türkiye için aktörler rollerini doğru oynamış ve film senaryoya uygun mu başlamıştı? »okumaya devam…

büyülü zamanlar

yeni fark ettim ki, hayatımda bu dakikakaları çok sevmişim… sessizce beklemişim, bazen biraz sinirle, bazen biraz şuursuzca ama hep sakin… şimdi dönüp hayatımdaki bu dakikalara baktığımda, hiç kötü bir an yok… hep muhlis bir tebessümle hatırladığım, sabırlı anlar… gün içinde beklemeyi beklediğim, o anları yaşamanın hasretini çektiğim, büyülü zamanlar…..

19.07.1907 DÜNYA FENERBAHÇELİLER GÜNÜ

Kuruluş günümüz kutlu olsun, iyiki doğdun efsane. Bu ruhu bu aşk ile daha nice yıllar yaşamak dileğimizle…

Her zaman yanındayız….

……..
walk on, walk on, with hope in your heart
and you’ll never walk alone
you’ll never walk alone
…….

You’ll never walk alone FENERBAHCE

kendini yeniden bulma zamanı

uzun bir boşluktan sonra (neye göre boşluk veya boşluk demeyelim, ne olduğunu yeniden anlama süresi diyelim) yeniden birşeylere cesaret etme zamanı. küllerinizden doğmaya cesaretiniz yoksa, cesur değilsinizdir ya. bunun için şimdi karar zamanı. kül olmaya cesaretim var mı? »okumaya devam…

yeniden hasta

2011 başladı hastalık ile devam etti hastalık ile yaz geldi herkes sıcaktan terlerken ben ateşten terliyorum, sinüzlerim musluk gibi, burnum kıpkırmızı… bu neyin hastalığıdır anlamış değilim… geçen yazda aynı şeyler olmuştu…nerede hata yapıyorum, yorganla mı yatmalıyım temmuz ayında?
hey bağışıklık sistemim neredesin çık ortaya…yaz ayında beni hasta ettin sana güvenmiyorum artık…
sinüzlerimi tuzlu suyla yıkayıp güneşe sermem gerek acil….
sıkıldım hastalıktan…. :oops:

AZİZ YILDIRIM

önce Fenerbahçe sonra Türk Futbolu hatta sporu için hiçkimsenin yapmadıklarını yaptı…

yıllardır vefasızlık edilen, unutulan, onure edilmesi gereken camianın önde gelenlerini tekrar stada ve camiaya getirdi, isimlerini tesislere verdirdi…

sadece futbola değil, kimsenin uğramadığı sporlara, kendisine hiç çıkar sağlamayacak branşlara destek verdi, sponsorlar buldu, tarihi başarılar elde etti…

tesisler yaptı, şampiyonluklar kaçırdı, betondan anlar, futboldan anlamaz dendi…ama şimdi her taraftarın eşiyle çocuğuyla gidip rahatlıkla maçını izlediği stadı, kendi imkanlarıyla yapan tek kulüp Fenerbahçe…her branş için kendine ait tesisi olan tek kulüp Fenerbahçe… avrupada sayılı kulübün imkanları Fenerbahçe de…hiçbirinde kendi ismi yok, fenerbahçe mazisindeki insanların isimleri süslüyor girişlerini… »okumaya devam…

FENERBAHÇE ve TARAFTARI

SOKAKTA TOP OYNASANIZ,

KALDIRIMDAN DESTEKLERİZ

 

 

Edith Piaf – Non, Je ne regrette rien

ZAZ’ı tesadüfen ilk dinlediğimde aklıma gelen, bir zamanlarımda kalmış,  inanılmaz sesiyle kulaklarımda ve aklımda yer etmiş Edith Piaf…
Tu Es Partout dinlenesi bir başka şarkısıydı… uzun bir aradan sonra şimdi yeniden…

YouTube Preview Image

Transformers : Dark of the Moon + IMAX 3D

sadece daha iyi 3D için bir filmdi.

konusu klasik, amerikan propagandalı, devasa metal robotların kendileri dahil parçalamadık yer bırakmadığı, binaların cam yığını olduğu ama güzel kızın 5 dakikada bir makyajı bile bozulmadan sahne aldığı, ayakkabılarının topuğu bile kırılmadan  bitirebildiği film. ancak 3D nin burnunuza sokulduğu, bir süre sonra sizi şımarttığı, “yesinler birbirlerini nasılsa bana birşey olmuyor, bir tekmede ben vurayım” deme kıvamına geldiğiniz, zamanın nasıl geçtiğini pek anlamadığınız sadece aksiyon filmi…

ha birde imax imax diye tutturduk :) değdi mi? bence film+imax etkileyiciydi. iyi bir 3D için filmin de önemli olduğunu düşünüyorduk. neredeyse heryeri bilgisayarla yapılmış bir film 3D yi fazlasıyla sundu… şimdilik :)

(500) Days of Summer

IMDB puanı 8.0

8 eder mi? bence hayır. hatta sıradan bir amerikan filmi diyebilirim. ama bu kadar puan almasının bir sebebi olmalı. şu olabilir, filmde biraz aşkın evreleri, biraz mutluluk, biraz ümit, biraz da kader var. yani herkes aradığından biraz birşeyler bulabilir türden…

bence en etkileyici noktası; final sahnesinde filmin bütününde işlenen kader ve hayat eşi olayının gerçekleşmesin değil… yaşadıklarından sonra aldatılmış hissetmesi, istifası ve sonrasında kendini yeniden gerçekleştirme çabası ile herşeyin değişebileceği…

dedim ya, herkes aradığından biraz birşeyler bulabilir türden :)

seçim ertesi 13 Haziran

tahmin ettiğim gibi…
seçimler bitti, herkes pirüpak, ter tertemiz beyefendi olmuşlar. söylemler değişmiş, mahalle kabadayılarının, sınır tanımayan aşağılamaların yerini; ciddi, sahte samimi, önemli, iyi giyimli, büyük adamlar almış. değil Türkiye’yi, bıraksan dünyayı, evreni yönetecek vizyona, vasıflara sahip sanmamamız için hiçbir sebep yok.

İşte herşey bu kadar sahte….o çirkeflikler sadece 3-5 fazla oy ve 2-3 fazla pahalı takım elbiseli adam içindi… »okumaya devam…

12 Haziran Seçim 2011

her seçimde olduğu gibi son dakikaya kadar kavga, gürültü. herşeyin bir kenara bırakıldığı, son derece saygsız, sinirli, aşağılayıcı hitaplar, söylemler, diyaloglar. hem de gözümüzüm önünde; meydanlarda, televizyonlarda ve artık internette.
ne için? kazanmak için, bir oy için, koltuk için…

miting alanarında her an içinden canavar çıkacak gibi kükreyen, azgın, saldırgan, kontrolsüz, salyaları akıtan politikacılar; 13 Haziran sabahı artık sakinleşmiş, istediğini almış, kazanmış ve en önemlisi ütülü, pahalı takım elbisesiyle, saygınlık kazanmış olacaklar. »okumaya devam…

bu gece çalan David Bowie – I’m Deranged

sözler biraz karmaşık, tabiki dengesiz ve anlaşılmaz telaffuzda…müzikte öyle :) ama güzel…

YouTube Preview Image

Funny how secrets travel
I’d start to believe if I were to bleed
Thin skies, the man chains his hands held high
Cruise me blond
Cruise me babe
A blond beneath Beyond Beyond Beyond
No return No return

I’m deranged
Deranged my love down down down
I’m deranged down down down
So cruise me babe cruise me baby (Beyond)
And the rain sets in
It’s the angel-man
I’m deranged
»okumaya devam…

yorucu ama güzel bir günün ardından

yıllar oldu bir şarkı çalsın dinleyeyim demeyeli… çalsın dinleyeyim gecenin vakti…sadece benim kalp kırıklıklarım için….

YouTube Preview Image

2010-2011 ŞAMPİYON FENERBAHÇE

“ Fenerbahçe büyüklüğü ne şampiyonluk büyüklüğü, ne kupa büyüklüğüdür. Onun büyüklüğü başka bir büyüklüktür işte, adı konamaz „ İslam Çupi

üstadın bu güzel sözünden başka ne yazılabilir ki? iyi veya kötü rekorlar kırdığımız, stresli, sıkıntılı bir sezonun ardından biraz buruk ama mağrur bir sevinç yaşıyoruz. unutulmayacak bir sezon. 17 de 17 değil ama 17 de 16 yapılabiliyormuş. hedef, çalışmak, istemek ve işte büyüklük. 18. şampiyonluğumuz kutlu olsun…

DURMUŞ YILMAZ

durmuş yılmazkibirli değil mütevazi
politik değil teknokrat
birinin adamı değil adamın biri
korkak değil cesur
şakşaklayan değil alkışlanan

halefi güzel yorumlamış. “bu ülkede güçlü insanlar tevazu sahibi olabiliyormuş, kararlı ve cesur olabiliyormuş, ortak akla önem verebiliyormuş, bunu gördüm”

acabalarla göreve gelen, ön yargılar ile yerden yere vurulan, birilerinin adamı olmakla suçlanan, hemen kellesi alınmaya çalışılan, bu kadar önemli bir işi bu adam mı yapacak diye sorgulanan, evinin kapısındaki çamurlu ayakkabılar ile orta asya türk kültürüne kadar uzanıp ilkellikle suçlanan, ekonomistlerin beğendiği ama patronlarının sevmediği, göreve getirenleriyle bile ters düşen, biat etmeyen, yaranacaksam beni göreve getirene değil halkıma yaranmayalım diyerek görevinden ayrılan bürokrat yani memurun atanmış yönetici versiyonu… »okumaya devam…

değerlendirme

dün değer verdiğim bir insan ile değerim hakkında konuştuk :) konuşmanın amacı onun için sadece iyi niyetli bir görüşme, benim için hazırlıksız yakalandığım bir zaman dilimiydi. açıkcası ikimizde konuşmadan ve sonucundan memnun kaldık mı emin değilim. kendimi ifade etmekte zorlandığım, hızlı kurulmuş cümleler ile telaşlı bir akıl oyunuydu. o anlattıklarımın sınırlar içinde kalması ile görevliydi, bende o sınırlarda konuşmak için oradaydım. sonuçta ikimizde görevimizi yaptık… ama konuşma bitip, düşünmeye başladığımda; anlattıklarımın, düşüncelerimin cümlelere yansımış en basit, en özensiz hali olduğunu gördüm. belki görüşmemiz için bunun bir anlamı yoktu. muhtemelen beni dinleyen için de bir önemi yoktu. ancak bunları sesli dile getirmiş olmak, biraz da; anlattıklarımı kolayca yorumlayabilecek yetenekte birine anlatmış olmak güzeldi… »okumaya devam…

UA-7250589-1