« . . . kategorisi altındaki yazılar

Joaquin Rodrigo – Concierto de Aranjuez (Red Violin)

gitar konçerto olarak bestelenmiş ama keman ile daha bir güzel olmuş…kemanda Vanessa Mae mi anlayamadım…Red Violin olarakta anılma sebebi, 1998 yılında The Red Violin filminde icra edilmesi…film, müzikleriyle akademi ödülü de almış..
YouTube Preview Image

ceviz ağacı

…ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda,
ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında…

hayır hayır, bu sefer sadece ceviz ağacı 🙂

gökyüzüne bakarken,
başucumda kimsesiz bir ceviz ağaci olsa,
yemişini kimseler toplamasa,
gelen gecen kismeti neyse kirsa yese,
birde yağmur yağsa yapraklarına,
ardından güneş süzülse dallarından,
daha ne isterki insan,
gökyüzünden bakarken…

ceviz

eski bayramlar ve hatıralar…

eski bayramlar denir ya hani, geçmiş bayramlar anılır ve günün bayramları hafiften, hafife alınır ve bayramdan sayılmaz şimdiler.

şimdilerde değişmiştir herşey ve geçmiş bayramlar anlatılırken nedense hep daha anlamlı, daha güzel anlatılır. öyle de gelir dinleyene o zamanlar…

halbuki; insanın her firsatta geçmişi anması, geçmişe özlem midir, eski bayramlara özlem midir, yoksa geçmişe güven midir pek anlaşılmaz. tutkuyla, merakla, hatırlamaya çalışarak ama detaylar unutulmadan özlemle uzar muhabbet. sadece ateşi sönmüş acılar da unutulmaz elbet. aslında bu durum, yaşadığı zamana ve değişime karşı güvensizliğidir insanın…
»okumaya devam…

sevmek, aslında bu kadar basit…

sevmek

Turgut Özakman elveda

iki gunde, ikisininde tırnağı olamayacak birilerinin yönettigi ülkede, iki değerli insani kaybettik…eylül ayları, Türkiye için aydınlarına veda ayları…

yaşlısına, gencine, tahsillisinden, ilkokul mezununa; kitap okutabilen adam…hayatında neredeyse hiç kitap okumamış insanların heceleyerek okuduğunu gördüm kitaplarını…gözleri zor gören yaşlı insanların okuyup ağladığını…tarihimizi bize sevdiren, sevdirmekle kalmayıp onur duymamızı sağlayan adam teşekkürler…mekanın cennet olsun Turgut Özakman…

Turgut_Ozakman

Tuncel Kurtiz elveda

maalesef cok geç farkına vardığım, oyunculuğuna, insanlığına, hayatına hayran olduğum adam..

bir insan sadece ve sadece yaşayarakta gönüllerde yer edebiliyormuş,
en yakınlarımızdan birini kaybetmiş gibi üzebiliyormuş….

huzur veren bilge sesinle, son şiirini okudun, elini salladın, güle güle dedin, ağır ağır arkanı döndün ve aşığı olduğun o güzel deniz manzaralı tepeden yürüdün, denize doğru…mekanın cennet olsun Tuncel Kurtiz…
YouTube Preview Image

#direngezi

bu site sahibi, sabaha karşı gezi parkındaki çadırlara polis tarafından hilal harekatı düzenlendiğinden bugüne kadar tüm kalbiyle sivil baş kaldırıyı desteklemektedir…
bu zulmü, kırmızılı kadına nefreti, bayrağa sıkılan suyu, tekerlikli sandalyedeki vatandaşı düşman askeri gibi püskürten tomayı, kapatılan mobese kameralarını, penguen belgeseli yayınlayan ve hiçbirşey yayınlamayan medyayı, ne yaptığını bilmez duruma gelen istanbul valisini, milletini kamplaştıran, bölen, birbirine düşüren yalancı başbakanını, palalısını, polisini  eleştirmeye devam edecektir…boyun_egme
kirmizili_kadin

Aydilge – Sorma

YouTube Preview Image

hayat

Hayatin bir anlami olmali…

Yoksa olmamali mi?
Hayatin bu metazoriyi cok dikkate aldigini dusunmuyorum…

Don’t Forget Srebrenica, Don’t Forget Bosnia

Don’t Forget Srebrenica, Don’t forget Bosnia
United Of Nothing UN
http://tr.wikipedia.org/wiki/Srebrenitsa_Katliam%C4%B1
YouTube Preview Imagekucuk_kursundont_forget_srebrenicaUnited_of_Nothingsrebrenica

Hiç düşünmemiştim, doğum ve ölüm yılı aynı olan kaç mezar taşı  vardır?
yaşasaydı, Fatima 18 yaşındaydı

 

palalı adam

dün palalı bir adam taksimde insanlara saldırdı,
polis onu sadece sakinleştirmeye çalıştı,
pala ile bir kadına vurdu ve sırtına tekme attı,
bunların hiçbiri üçüncü dünya ülkelerinden birinde,
diktatörlük ile yönetilen bir ülkede,
veya afrikada bir iç savaşta olmadı…

koskoca bir imparatorluğun devamındaki koskoca bir cumhuriyetin,
uğruna  nice savaşlar verilmiş kanlar dökülmüş,
imparatorluklara başkentlik yapmış,
dünyanın ender şehrinde,
kimine göre dünyanın kalbindeki yerde,
İstanbulda, İstanbulun orta yeri Taksim de oldu…

ve o adam serbest bırakıldı, o ülkenin bağımsız yargısı tarafından…”yargının kararına saygımız sonsuz” değil…
polis mi? üniformalı ve palasız olan mı?

YouTube Preview Image

aç kapa parkı GEZİ ve çok Mutlu Vali Avni

bugün bir park açıldı Sayın İstanbul Valisi Avni Mutlu tarafından,

bugün bir park kapatıldı Sayın İstanbul Valisi Avni Mutlu tarafından…

kendi kendini RED eden iktidarla ileri demokrasiye

Türkiye gündeminde yaşananlar ve Türk siyasi tarihinde 1 ayı geçen sürede olanlar inanılır gibi değil…
Kafası biraz çalışan, biraz yorum yapabilen, hiç değilse nefes alan biri olan biteni anlamakta hiç zorlanmaz…
Son olay, olanların kreması gibi;
90 yıllık Türkiye Cumhuriyetinin, Büyük Millet Meclisinde, iktidar kendi verdiği tasarıya RED oyu kullandı…
tek sebebi; muhalefet partisinin  tasarıya KABUL oyu vermesi…
düşünün; iktidar, hükümet milletvekillerinin ülkeyi yönetmek için tek kriteri, muhalefet partisinin tam tersi karar alması…
ileride tarih bu yönetimi nasıl yazacak bilmiyorum ama bu aptallık unutulmayacak…

http://siyaset.milliyet.com.tr/ak-parti-kendi-teklifini-reddetti/siyaset/detay/1733901/default.htm

AK Parti kendi teklifini reddetti

AK Partili vekiller kendi tekliflerini reddetti.
Meclis’te geceyarısı torba kazası yaşandı. Günlerdir gece geç saatlere kadar kesintisiz süren torba yasa görüşmelerinde AKP vekiller yanlışlıkla bir maddeyi reddettiler..
Muhalefetin verdiği tüm önergeleri reddetmeye alışık olan AKP’li milletvekilleri, kendi verdikleri tasarı maddesine de muhalefetin “kabul” oyu verdiğini görünce toplu olarak “red” oyu kullandı. AKP’nin hazırladığı kanun tasarısında yer alan “taşradaki sağlık personellerinin özlük hakları” ile ilgili düzenlemeleri içeren kanun maddesi, AKP’nin oylarıyla reddedildi.

 

Durumu fark eden AKP milletvekillerinin itirazları üzerine, Meclis Başkanvekili Sadık Yakut maddenin reddedildiğini, yapacak bir şeyin olmadığını söyledi. Bunun üzerine iktidar partisi milletvekilleri Yakut’un oylamadan önce “madde” değil “önerge” dediğini iddia etti. İtirazların sürmesi üzerine Yakut, birleşime ara vererek tutanakları inceledi. Tutanakları okuyan yakut, maddenin reddedildiğini yineledi. Genel kurul süreci tamamlanmadan, reddedilen maddeyle ilgili yeni bir formül aranıyor.

CHP Kocaeli Milletvekili, TBMM Kit Komisyonu üyesi Haydar Akar olay hakkında şunları söyledi: “Muhalefet önergesini reddeden AKP hemen sonra oyladıkları maddeyi de muhalefetin önergesi zannederek reddetti.Kanunları okumuyorlar, Meclis’i izlemiyorlar. Meclis salonunda bulunmuyorlar, oylama varken koşa koşa içeri giriyorlar. Yorgunluk da olunca yine şaşırdılar.” BU İLK DEĞİL 2008 yılında da AKP’liler Sosyal Güvenlik Yasası’nın TBMM’deki görüşmeleri sırasında yine benzer bir olay yaşanmıştı. AKP Grup Başkan Vekili Bekir Bozdağ’ın sunduğu evli ve çocuklu SKK emeklilerine maaş bağlama kat sayısı alt sınırını yüzde 40’a çıkaran önergeye CHP’liler kabul oyu verince AKP’liler red oyu kullanmıştı.

7 temmuz – final

En cok sevdigim film “yaz”, bu sene gosterime giren devam filminde de husran ve buyuk yikim konusunu isliyor…
unlu yonetmen, ilk filmdeki basarisini ikinci filmde devam ettirecek gibi gorunuyor…
basrol oyuncusu ise filmlerdeki rolun artik psikolojisini etkiledigini ve rolunden memnun olmadigini ama yonetmene guvendigini soyluyor…
filmin devam filmi ile ucleme yapip yapmayacagi ise belirsiz..
.oyuncu ve izleyicilerin yapimcidan beklentisi, ucuncu film ile serinin mutlu son ile tamamlanmasi…
yapimci ve yonetmene isteklerini sozel olarak bildirenlerin icinde bas rol oyuncusuda var…
sezon bitmeden bir de kisa film yetisir mi bilmiyoruz…
gelismeleri izlemeye devam ediyoruz…

31 MAYIS 2013 “başka türlü birşey”

hayatım boyunca tanık olmadığım olayların başlangıcı…

Türkiye tarihinde öyle günler dakikalar yaşanıyorki, anlamak bir kenara yazmak, aktarmak, özetlemek şimdilik çok zor…sevsemde sevmesemde bugünleri çok güzel özetleyen bir yazı yazdı Ahmet Hakan “başka türlü bir şey”

 

Başka türlü bir şey
AHMET HAKAN
“ORDU millet el ele” diye haykırılan 27 Mayıs öncesinin yarı resmi nümayişlerine benzemiyordu.
– “Başımızda eşi türbanlı cumhurbaşkanı istemiyoruz” denilen ve dindarların hayat tarzına zerre kadar saygı duyulmayan anlayışsızlık abidesi mitinglere benzemiyor.
– “Ordu göreve” pankartlarının açıldığı, darbe çığırtkanlığının alıp başını gittiği zalim gösterilere benzemiyor.
– Askere sırtını dayayarak iktidardakini mazlum konumuna düşüren acımasız eylemlere benzemiyor.
– Yasadışı örgütlerin molotofkokteylleri, demir bilyeler, taşlar eşliğinde yaptıkları vandallık içeren eylemlere benzemiyor.
– İmtiyazlarımız kaybolmasın diyen bir avuç kaymak tabakanın çıkardığı sevimsiz gürültülere benzemiyor.
– Ergenekoncu gösterilere, derin güçlerin önayak olduğu eylemlere, gizli ajandası olan hesaplı kitaplı mitinglere benzemiyor.
– Alabildiğine haksızların, alabildiğine hırçın bir şekilde sloganlar haykırdıkları nobran gösterilere benzemiyor.
Başka türlü bir şey bu…
Bambaşka türlü bir şey…

*

Neydi peki bu? Nasıl bir şeydi?
Aşağı yukarı şöyle bir şeydi:

– “Çoğunluğuna dayanarak ‘Karar verdim, yapılacak’ deme, bir de bana kulak ver” diyenlerin haykırışı.
 “Benimle doğru dürüst konuş, beni aşağılama, bana karşı tertemiz bir üslup kullan” diyenlerin isyanı.
– “Ben senin hayat tarzına karışmıyorum, sen de benim hayat tarzıma karışma” diyenlerin seslenişi.
 “Benim sevgi duyduklarıma sevgi duymayabilirsin ama saygı göstermek zorundasın” diyenlerin öfkesi.
– “Kendini sadece yüzde 50’nin başbakanı olarak görme, benim de başbakanım ol” diyenlerin gürleyişi.
 “İnat etme, zor kullanma, icabında geri adım atmasını bil” diyenlerin ayağa kalkışı.
– “En doğrusunu, en iyisini, en güzelini ben bilirim deme, yüzde bir
de olsalar senden olmayanların duyarlılıklarını dikkate al”
 diyenlerin seslenişi.
 “Alkol düzenlemesi yap ama bu düzenlemeyi savunurken karşındakileri aşağılama” diyenlerin uyarısı.
– “Yeter artık! Kes şu biber gazını… Resmen memleketin havasını değiştirdin” diyenlerin ayağa kalkışı.
– “Sadece kendin gibi olanların özgürlüklerine titizlenirsen ben de kendi özgürlüklerim için ayağa kalkarım” diyenlerin patlaması.

*

Kısacası…
“İdeolojik işler”, “derin güçler”, “provokatörler”, “illegal örgütler”, “marjinal yapılanmalar”, “CHP” falan denilerek izah edilebilecek bir olay değil bu…
Dediğim gibi:
Başka türlü bir şey, bambaşka türlü bir şey…

Çok önemli iki ders

DERS BİR: “Sosyal medya” denilen alan, kontrolsüz bir alandır. Oradaki haberler, herhangi bir süzgeçten geçmez. “50 kişi öldürüldü” diyerek olayları tahrik edenler de çıkar oradan, “Sakin olalım” diyerek yatıştırıcı rol oynayanlar da çıkar… İşte bu yüzden sosyal medyayı “tek bilgi kaynağı” haline getirmemek gerekir. Televizyonların ve gazetelerin meydana gelen olayları doğru dürüst veremedikleri bir ortamda sosyal medya başat aktör olur… Bu durumda “Yalan yanlış tweet attılar, ortalığı karıştırdılar, provokasyon yaptılar” falan diye ağlaşmanın bir manası kalır mı?

*

DERS İKİ: Sokaklardaydım. Gözlemledim, sloganlara kulak kabarttım, öfkenin hedefini anlamaya çalıştım. Gördüğüm şuydu: Tepki gösterenlerden hiçbiri Abdullah Gül demiyordu, Arınç demiyordu, Emniyet Müdürü demiyordu, Vali demiyordu, Kadir Topbaş demiyordu… Tek bir isim geçiyordu her yerde: Tayyip Erdoğan… Neden? Galiba şundan: İstanbul’a yapılacak bir proje için belediye başkanından daha çok Tayyip Erdoğan konuşuyor. Tıpkı Suriye konusunda Dışişleri Bakanı’ndan daha çok Tayyip Erdoğan’ın konuşması gibi… Her konuda ama her konuda tek bir kişinin karar alıcı gibi algılandığı ortamda her türlü öfkenin de tek bir kişiye yönelmesi doğal değil midir?

Kimleri birleştirdiler

– Leyla ile Mecnun dizisinin oyuncuları ile Behzat Ç. dizisinin oyuncularını birleştirdiler.
– Fenerbahçeliler ile Galatasaraylıları birleştirdiler.
– Sezen Aksu ile Fazıl Say’ı birleştirdiler.
– Antikapitalist Müslümanlar ile çevrecileri birleştirdiler.
– Bergüzar Korel/Halit Ergenç çifti ile Mehmet Ali Alabora/Pınar Öğün çiftini birleştirdiler.
– Arabeskçiler ile operacıları birleştirdiler.
– Sinemacılar ile tiyatrocuları birleştirdiler.
– BDP’liler ile ulusalcıları birleştirdiler…
– Profesyonel eylemciler ile hayatlarında hiç eylem yapmamışları birleştirdiler.
– Madonna ile Bruce Willis’i birleştirdiler.
– Akil insanlardan bazıları ile milliyetçilerden bazılarını birleştirdiler.
– Kenar mahalle çocukları ile en trendi çocukları birleştirdiler.
– Kemal Kılıçdaroğlu ile Sosyalist Swoboda’yı birleştirdiler.
– Ressam Mehmet Güleryüz ile modacı Cemil İpekçi’yi birleştirdiler.
– Emre Uslu ile ODATV’yi birleştirdiler.
– Politikaya bulaşmadığı için eleştirilen Cem Yılmaz ile hükümet destekçisi İbrahim Tatlıses’i birleştirdiler.
– Lümpenler ile entelleri birleştirdiler.

*

Bu kadar birleştirmeyi mucize Japon yapıştırıcısı bile sağlayamazdı.
Helal olsun vallaha.

Kazananlar Kaybedenler

KAZANAN: Yaptığı sağduyulu açıklamayla Cumhurbaşkanı Abdullah Gül.
KAYBEDEN: “İstesek sizi tükürükle boğarız” diye yaptığı tahrikçilikle Melih Gökçek.

*

KAZANAN: Geri adım atıp özür dileyen açıklamayla Bülent Arınç.
KAYBEDEN:
 Olup bitenleri hiç ama hiç anlayamaması nedeniyle Tayyip Erdoğan…

*

KAZANAN: Başımızdakilere muhteşem bir nasihat veren yazısıyla Zaman yazarı Ahmet Turan Alkan…
KAYBEDEN: “Ergenekon planı” diyerek herkesi bir kez daha kendine güldüren çıkışıyla Yiğit Bulut…

*

KAZANAN: Temkinsiz bir yazıyla olayı yorumlayan Cengiz Çandar.
KAYBEDEN: 
Bir kez daha hiçbir şey olmamış gibi davranışıyla Orhan Pamuk.

*

KAZANAN: Geceden sabaha kadar Gezi Parkı, Taksim Meydanı ve İstiklal Caddesi’nde temizlik yapan muhteşem insanlar…
KAYBEDEN: Polis arabasına saldırarak, cam çerçeve indirerek, taş atarak eyleme leke süren bir avuç vandal…

İki soru önergesi

 SORU BİR: Altı günde İstanbul ve diğer şehirlerde kullanılan gaz miktarı nedir? İstanbul’da BM tarafından kullanımı yasaklanan“portakal gazı” kullanıldı mı?
– SORU İKİ: Böyle bir ortamda “Taksim’e cami yapacağız” demek, “AVM karşıtı” gösterileri “cami karşıtı” gösterilere evirme planı mı?

Demiştim de inanmamıştınız

ŞÖYLE yazmıştım:
“Başbakan Erdoğan alkol alan herkesi alkolik sanıyor ve buna inanıyor, hem de samimiyetle inanıyor”.
Kimse inanmamıştı.
“Yok canım, o kadar da değildir” falan denilmişti.
Dün akşamüzeri…
Fatih Altaylı sordu Başbakan’a: “Her içki içen alkolik midir?” Başbakan Cevap verdi: “Her içki içen alkoliktir.”

*

Teşekkürler Başbakanım… Ben böyle düşündüğünüzü millete inandıramamıştım da.

Analizcileri de bitirdi

TAM da gösterilerin şiddetinin arttığı bir günde İdare Mahkemesi, Gezi Parkı için “yürütmeyi durdurma” kararı verdi. Aklına, fikrine güvendiğim bazı analizciler şöyle dediler: “Gördün mü, Tayyip Erdoğan nasıl da akıllı, nasıl da zeki… Mahkemeye verdirdi kararı… Böylece kendisi geri adım atmamış olacak, ‘Mahkeme böyle karar verdi, ne yapalım’ diyecek… Çok akıllı adam çok…”

*

Ertesi gün… Başbakan Erdoğan, mahkemenin verdiği karara ateş püskürmesin mi? Hemen telefona sarılıp aklına, fikrine güvendiğim o analizci arkadaşlarımı aradım. Hiçbiri telefonlarını açmadı, iyi mi?

 

 

30 Nisan 2013 bir adım attım

herkes için basit ama benim için farklı bir şey yaptım… sadece not almak istedim…

Leon The Professional – Shape Of My Heart (Sting)

gece gece…dinle dinle
……
but that’s not the shape of my heart
that’s not the shape, the shape of my heart
and if I told you that I loved you
you’d maybe think there’s something wrong
I’m not a man of too many faces
he mask I wear is one
…..

YouTube Preview Image

doktor

uzun zaman oldu yazamadık…iş+iş+iş… oysa yazacak o kadar çok şey vardı ki son 1 aydır ama el değmedi…

bunuda, tarihini not düşmek istediğim için yazıyorum,  doktora gittim…

daha yaşayacakmışım 🙁 🙂 onu öğrendim…

ama basit bir sorunum için, ciddi ve uzun süreli bir tedavi uygulamaya başlamak zorunda kaldım…bakalım en azından 1 ay deneyeceğim…şimdilik izliyorum…

Ozgur ve sukur

Hava soguk ve puslu ama soguk.
gece yarisini coktan gecmis saatte yoldayim, gozlerim hafiften kapaniyor. aklimda para, is, hayat rastgele dusunceler.
parasizliktan ve gelecekten dertliyim…
eski ama sicak arabama yakit almak icin duruyorum. pompacilar bu havada disari cikmaya nazlaniyor.
yuzunu secemedigim biri, uzerinde montu olmayan ince bir genc kosarak yanima yaklasiyor “abi ilceye mi?” evet diyorum. benide goturur musun diyor ikinci kez evet diyorum teredutsuz…gecenin bu vakti ipsiz sapsiz tipe verilen cevaba pompaci biraz sasiriyor. ama ben falanca yere gidecegim diyorum, olsun diyor.
biraz keyif icin kola aliyorum soguk. yalniz icemem artık 2 tane olsun diyorum. arabaya biniyoruz soguk kolayi kemikleri titreyen gence veriyorum. istemiyor ama eline tutusturuyorum. birkac saniye sonra fark ediyorum onun en son ihtiyacinin soguk birseyler oldugunun, buyuk densizlik diye aklimdan geciyorum…neyse olan oldu, arabada biraz isinacak…nereye gideceksin diyorum, ilceye diyor. bekledigim cevap falanca yere aslinda, hani yakina bir yere goturmek icin sormustum. nasil yani diyorum, kalacak yerinin olmadigini yoldan otostoptla geldigini, ilceye gitmek istedigini soyluyor, biryerlerde kalirim diyor, sasiriyorum. bank park bir insaat bulurum diyor…
5-6 gun once askerden geldigini, is buldugunu anlastigini ama kalacak yer bulamadigini anlatiyor. kiralik bir yer buldugunu 200 lira istedigini ama verecek parasi olmadigi icin kiralayamadigini anlatiyor. kaymakamliga gitmis, belediyeyegitmis  belki sosyal yardimdan birkac kurus alirim diye ama nafile. cok basit ve akici anlatiyor. ya anlattiklari defalarca anlatilmislikla ezberinde yada gercek. insan bu devirde duyduklarina inanmakta zorlaniyor. anne baba ayri yetistirme yurdunda buyumus, hic aile ve akraba gormemis. anne babayida bilmiyor tanimiyor. belki kendisine baska birsey denmesin diye var olduklarini anlatiyor, bilmiyorum… hep yalnizmis… bir abi, amca ne bileyim hayatta elinden tutacak bir buyuk arkadas soruyorum yok oyle biri…
ben sicak evime yatagima giderken bu cocuk nerde kalacak sogukta diye dusunuyorum bir yandan. yetistirme yurdundan cikartildiginda buraya gelmis, burda çalismis buralari biliyor sonra askere gitmis simdi cebinde 50 lira ile donmus. peki diyorum neden burasi neden istanbul degil, abi orasi beni yutar diyor, meslegi marangozluk burda sanayi var diye duyduk geldik Tunceli den askerlik bitince yine buraya gelmis memleket bellemis sanki.
bir yandan dinliyorum bir yandan anlattiklarinin sersemligininden kurtulmaya calisiyorum. yolumu degisitiriyorum sehir merkezine gidiyorum ona kalacak bir yer bulurum umidiyle, nafile. bir hotelde 10 liraya geceleyebildigini soylemisti ama simdi cebinde sadece 3 lirasi varken bu zor. kola iki elinin arasinda hala, muhtemelen gecenin 2 sine gelirken karnida ac. yol kisa isinabildiginden bile emin degilim. yorgunum uykusuz hicbirseyi iyi muhakeme edemiyorum. abi ben burda ineyim diyor. elimi cuzdanima atiyorum son cektigim az paramdan bir onluk birakiyorum kalanini uzatiyorum almiyor arabadan iniyor gitmeye calisiyor. nasil yani? yol ortasindayim al lan diyorum yok diyor kapiyi kapiyor, el frenini cekiyorum kapiyi aciyorum gel lan buraya diye bagiriyorum, gelmiyor. lan falan dememin sebebi sanirim sadece bak ben buyugum sana sozumu geciririm demeye calismak ama ise yaramiyor. cebinde 3 lirasi olan bir adam icin fazla gurur, oysaki ben yillardir hayati yalniz gecmis birinin bu tip yardimlara asina oldugunu dusunuyorum. hatta anlattikleri yalan bile olsa beklentisi buduru diye parayi uzatmistim biraz da… bu ana kadar aldatildigimi dusunmuyor da degildim zaten, cabuk inanirim ve parayi teklif ederken de aldatilmis oldugumu goz onune alarak bu teklifi yapmistim. ancak bu teklife karsilik, gururla kacmaya calismak beni bir kez daha sersemletiyor. bir dakikalik bir tartisma sonrasi en azindan bu gece bir yemek yiyebilmesi ve sicak bir yerde yatabilmesi icin ikna ediyorum. adini sormak aklima geliyor gozlari parliyor telefonunu aliyorum mutlu. hani bir umid sanki ona yardim edebilme ihtimali onu dahada mutlu ediyor. ama telefonumu vermiyorum. ben seni arayacağim diyorum, ne yaptin soracagim. vedalasiyoruz gidiyor.
arkama bakmiyorum bu gecelik bu kadar yeter. en azindan onun icin bu gece hayat hak ettigi gibi gececek. belki karnini doyuracak belki bu geceyide ac ve disarida gecirip parayi 1-2 gun icin daha tasarruf edecek, bilmiyorum…eve giidyorum yaklasik 10 gundur zamansiz calismanin, yattigim kalktigim yerin bimezligi ve yorgunlugu ile uykuya daliyorum. oncesinde bu satirlari not edip unutmamak, bu gece olan biteni sonra dusunurum diyerek…

adi Ozgur… anne yok, baba yok, akraba yok, abi yok, arkadas yok, yuva yok, ev yok, para yok, yemek yok, sicak bir yer yok, gidecek yer yok, gelecek yok, aglayacak kimse yok…sadece kendisi var bu hayatta ve yasama savasi…dertleri bir yana derdini anlatacak birisi dahasi belki dusunecek rahat bir zamani bile olmamis…oysa ben o gece yolda neler dusunuyordum ne dertlerim ne kederlerim ne endiselerim vardi…kendimden utandim, dusuncelerimden, dertlerime dert deyisimden…benimkiler onunkilerin yaninda kocaman bir hic…bu geceden bana kalan saskinlik, ders ve fazlasiyla utanc…sukur etmek buyuk erdemlerden biri…

Yolun acik olsun genc adam, hayat sana galip gelemez tek ihtiyacin ufak bir dokunus…

31 Ekim 2012 “barikatı valla billa ben kaldırmadım”

Cumhuriyet Bayramındaki kutlamaları ve yürüyüşü  engellemek için polis barikatını kim kaldırdı?

Başbakan “barikatın kalkması için ben talimat vermedim, Cumhurbaşkanınında vereceğini sanmıyorum, çift başlı yönetim olmaz”

İçişleri Bakanı “kendiliğinden kalktı dedi, asıl polis şiddet gördü onun için gaz ve su sıktı”

Cumhurbaşkanı “bayramın ülkede nezih biçimde kutlanması için ilgililerin dikkatini çekmemden daha doğal birşey olamaz dedi. ayrıca memleket idaresinde ülke idaresinde çiftbaşlılık diye birşey olamaz”

Cumhuriyet Bayramı, istihbarat, vali, izinsiz yürüyüş, polis, barikat, gaz, su, türk bayrağına tekme, su, barikat kaldırma, akşama resepsiyon, iç işleri bakanı, cumhurbaşkanı, çift başlılık derken hoooooooooppppp gündem başkanlık sistemi…

son günlerin popüler cümlesi ile tanımlarsak  “48 saatte bu kadar saçmalığın yaşandığı hangi ülkedeyiz neyin kafasını yaşıyoruz”

UA-7250589-1