« ben etiketiyle ilgili yazılar

kitap okumuyorum :(

uzun zaman oldu kitap okumuyorum. alanen kendimi ispiyonlayarak kendimi zorlayabilirim 🙂
hafta sonu bir kitap bulup bu notu silmek için söz vermiş olayım.rezil olmanın anlamı yok 🙂
istesem

ceviz ağacı

…ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda,
ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında…

hayır hayır, bu sefer sadece ceviz ağacı 🙂

gökyüzüne bakarken,
başucumda kimsesiz bir ceviz ağaci olsa,
yemişini kimseler toplamasa,
gelen gecen kismeti neyse kirsa yese,
birde yağmur yağsa yapraklarına,
ardından güneş süzülse dallarından,
daha ne isterki insan,
gökyüzünden bakarken…

ceviz

eski bayramlar ve hatıralar…

eski bayramlar denir ya hani, geçmiş bayramlar anılır ve günün bayramları hafiften, hafife alınır ve bayramdan sayılmaz şimdiler.

şimdilerde değişmiştir herşey ve geçmiş bayramlar anlatılırken nedense hep daha anlamlı, daha güzel anlatılır. öyle de gelir dinleyene o zamanlar…

halbuki; insanın her firsatta geçmişi anması, geçmişe özlem midir, eski bayramlara özlem midir, yoksa geçmişe güven midir pek anlaşılmaz. tutkuyla, merakla, hatırlamaya çalışarak ama detaylar unutulmadan özlemle uzar muhabbet. sadece ateşi sönmüş acılar da unutulmaz elbet. aslında bu durum, yaşadığı zamana ve değişime karşı güvensizliğidir insanın…
»okumaya devam…

sevmek, aslında bu kadar basit…

sevmek

7 temmuz – final

En cok sevdigim film “yaz”, bu sene gosterime giren devam filminde de husran ve buyuk yikim konusunu isliyor…
unlu yonetmen, ilk filmdeki basarisini ikinci filmde devam ettirecek gibi gorunuyor…
basrol oyuncusu ise filmlerdeki rolun artik psikolojisini etkiledigini ve rolunden memnun olmadigini ama yonetmene guvendigini soyluyor…
filmin devam filmi ile ucleme yapip yapmayacagi ise belirsiz..
.oyuncu ve izleyicilerin yapimcidan beklentisi, ucuncu film ile serinin mutlu son ile tamamlanmasi…
yapimci ve yonetmene isteklerini sozel olarak bildirenlerin icinde bas rol oyuncusuda var…
sezon bitmeden bir de kisa film yetisir mi bilmiyoruz…
gelismeleri izlemeye devam ediyoruz…

30 Nisan 2013 bir adım attım

herkes için basit ama benim için farklı bir şey yaptım… sadece not almak istedim…

doktor

uzun zaman oldu yazamadık…iş+iş+iş… oysa yazacak o kadar çok şey vardı ki son 1 aydır ama el değmedi…

bunuda, tarihini not düşmek istediğim için yazıyorum,  doktora gittim…

daha yaşayacakmışım 🙁 🙂 onu öğrendim…

ama basit bir sorunum için, ciddi ve uzun süreli bir tedavi uygulamaya başlamak zorunda kaldım…bakalım en azından 1 ay deneyeceğim…şimdilik izliyorum…

Ozgur ve sukur

Hava soguk ve puslu ama soguk.
gece yarisini coktan gecmis saatte yoldayim, gozlerim hafiften kapaniyor. aklimda para, is, hayat rastgele dusunceler.
parasizliktan ve gelecekten dertliyim…
eski ama sicak arabama yakit almak icin duruyorum. pompacilar bu havada disari cikmaya nazlaniyor.
yuzunu secemedigim biri, uzerinde montu olmayan ince bir genc kosarak yanima yaklasiyor “abi ilceye mi?” evet diyorum. benide goturur musun diyor ikinci kez evet diyorum teredutsuz…gecenin bu vakti ipsiz sapsiz tipe verilen cevaba pompaci biraz sasiriyor. ama ben falanca yere gidecegim diyorum, olsun diyor.
biraz keyif icin kola aliyorum soguk. yalniz icemem artık 2 tane olsun diyorum. arabaya biniyoruz soguk kolayi kemikleri titreyen gence veriyorum. istemiyor ama eline tutusturuyorum. birkac saniye sonra fark ediyorum onun en son ihtiyacinin soguk birseyler oldugunun, buyuk densizlik diye aklimdan geciyorum…neyse olan oldu, arabada biraz isinacak…nereye gideceksin diyorum, ilceye diyor. bekledigim cevap falanca yere aslinda, hani yakina bir yere goturmek icin sormustum. nasil yani diyorum, kalacak yerinin olmadigini yoldan otostoptla geldigini, ilceye gitmek istedigini soyluyor, biryerlerde kalirim diyor, sasiriyorum. bank park bir insaat bulurum diyor…
5-6 gun once askerden geldigini, is buldugunu anlastigini ama kalacak yer bulamadigini anlatiyor. kiralik bir yer buldugunu 200 lira istedigini ama verecek parasi olmadigi icin kiralayamadigini anlatiyor. kaymakamliga gitmis, belediyeyegitmis  belki sosyal yardimdan birkac kurus alirim diye ama nafile. cok basit ve akici anlatiyor. ya anlattiklari defalarca anlatilmislikla ezberinde yada gercek. insan bu devirde duyduklarina inanmakta zorlaniyor. anne baba ayri yetistirme yurdunda buyumus, hic aile ve akraba gormemis. anne babayida bilmiyor tanimiyor. belki kendisine baska birsey denmesin diye var olduklarini anlatiyor, bilmiyorum… hep yalnizmis… bir abi, amca ne bileyim hayatta elinden tutacak bir buyuk arkadas soruyorum yok oyle biri…
ben sicak evime yatagima giderken bu cocuk nerde kalacak sogukta diye dusunuyorum bir yandan. yetistirme yurdundan cikartildiginda buraya gelmis, burda çalismis buralari biliyor sonra askere gitmis simdi cebinde 50 lira ile donmus. peki diyorum neden burasi neden istanbul degil, abi orasi beni yutar diyor, meslegi marangozluk burda sanayi var diye duyduk geldik Tunceli den askerlik bitince yine buraya gelmis memleket bellemis sanki.
bir yandan dinliyorum bir yandan anlattiklarinin sersemligininden kurtulmaya calisiyorum. yolumu degisitiriyorum sehir merkezine gidiyorum ona kalacak bir yer bulurum umidiyle, nafile. bir hotelde 10 liraya geceleyebildigini soylemisti ama simdi cebinde sadece 3 lirasi varken bu zor. kola iki elinin arasinda hala, muhtemelen gecenin 2 sine gelirken karnida ac. yol kisa isinabildiginden bile emin degilim. yorgunum uykusuz hicbirseyi iyi muhakeme edemiyorum. abi ben burda ineyim diyor. elimi cuzdanima atiyorum son cektigim az paramdan bir onluk birakiyorum kalanini uzatiyorum almiyor arabadan iniyor gitmeye calisiyor. nasil yani? yol ortasindayim al lan diyorum yok diyor kapiyi kapiyor, el frenini cekiyorum kapiyi aciyorum gel lan buraya diye bagiriyorum, gelmiyor. lan falan dememin sebebi sanirim sadece bak ben buyugum sana sozumu geciririm demeye calismak ama ise yaramiyor. cebinde 3 lirasi olan bir adam icin fazla gurur, oysaki ben yillardir hayati yalniz gecmis birinin bu tip yardimlara asina oldugunu dusunuyorum. hatta anlattikleri yalan bile olsa beklentisi buduru diye parayi uzatmistim biraz da… bu ana kadar aldatildigimi dusunmuyor da degildim zaten, cabuk inanirim ve parayi teklif ederken de aldatilmis oldugumu goz onune alarak bu teklifi yapmistim. ancak bu teklife karsilik, gururla kacmaya calismak beni bir kez daha sersemletiyor. bir dakikalik bir tartisma sonrasi en azindan bu gece bir yemek yiyebilmesi ve sicak bir yerde yatabilmesi icin ikna ediyorum. adini sormak aklima geliyor gozlari parliyor telefonunu aliyorum mutlu. hani bir umid sanki ona yardim edebilme ihtimali onu dahada mutlu ediyor. ama telefonumu vermiyorum. ben seni arayacağim diyorum, ne yaptin soracagim. vedalasiyoruz gidiyor.
arkama bakmiyorum bu gecelik bu kadar yeter. en azindan onun icin bu gece hayat hak ettigi gibi gececek. belki karnini doyuracak belki bu geceyide ac ve disarida gecirip parayi 1-2 gun icin daha tasarruf edecek, bilmiyorum…eve giidyorum yaklasik 10 gundur zamansiz calismanin, yattigim kalktigim yerin bimezligi ve yorgunlugu ile uykuya daliyorum. oncesinde bu satirlari not edip unutmamak, bu gece olan biteni sonra dusunurum diyerek…

adi Ozgur… anne yok, baba yok, akraba yok, abi yok, arkadas yok, yuva yok, ev yok, para yok, yemek yok, sicak bir yer yok, gidecek yer yok, gelecek yok, aglayacak kimse yok…sadece kendisi var bu hayatta ve yasama savasi…dertleri bir yana derdini anlatacak birisi dahasi belki dusunecek rahat bir zamani bile olmamis…oysa ben o gece yolda neler dusunuyordum ne dertlerim ne kederlerim ne endiselerim vardi…kendimden utandim, dusuncelerimden, dertlerime dert deyisimden…benimkiler onunkilerin yaninda kocaman bir hic…bu geceden bana kalan saskinlik, ders ve fazlasiyla utanc…sukur etmek buyuk erdemlerden biri…

Yolun acik olsun genc adam, hayat sana galip gelemez tek ihtiyacin ufak bir dokunus…

yolum yolu, hayatım hayatı…

Hayatta kimseyi değiştiremezsin,
ve kimse için değişmemelisin,
ne sen başkası için mecburi istikametesin,
ne de başkası senin için,
yorma kendini;
“bırak hayatına eşlik etmek isteyenler seninle gelsin” Charles Bukowski 

bunları çoktan öğrenmiş, kocaman bir çocuğum aslında ben,
bir yolda gidiyorum kendimce, bu yol hayatım benim,
o yola bazen birileri eşlik etti, yoldaşım, herşeyim sandım,
sadece, belli belirsiz bir zaman dilimi için yollarımız kesişmişti; fazlası değil,
ama bazıları ile zaman zaman aynı, zaman zaman uzaktan da olsa aynı güzergahı yürüdük,
bazen ayrı bazen yanyana…

yolum yolu olan birisi var mı veya olacak mı?
işte asıl ümitsizliğim; benim yolum bilindik değil,
yalnız çıktım bu yola, yalnız yürüyorum, biliyorum,
ama bazen nereye ben bile bilmiyorum,

bunun içindir uzun zamandır kimseyi çekelemiyorum,
peşimde, yanımda, uzağımda aramıyorum,
değiştirmeye çalışmıyorum,

açık denizde uzaktan uzağa görürsem,
birkaç limanda karşılaşırsam,
sessizce elimle selamlarsam,
o da bana el sallarsa eğer, anlayacağım…
yolum yolu, hayatım hayatı…

düğüm

sanki;
dilimde, boğazımda kurumuş kalmış sözlerim,
göğsümde düğümlenmiş hayatım,
ne anlatabiliyor ne yaşayabiliyor,
eza olmuş nefesim,
ceza olmuş hayatım….

 

kahve, nargile ve Mehmet

Mayıs ayında çok değerli bir arkadaşımı dünya evine uğurlarken yeni bir insan tanıdım. ben ki çok çekingen ve misafir olmayı sevmeyen adama, ailesiyle içten, samimi misafirpervelik gösterdiler. ayrıca birkaç saatliğine de olsa en sevdiğim keyiflerden birine imkan sağladı. sana teşekkür ettiğimi öğrenemeyecek olsan da teşekkürler. umarım bir gün aynı misafirperveliği gösterebileceğim iadei ziyaret alabilirim veya teşekkür ziyaretinde bulunabilirim. 40 yıl hatırı var derler ya, bu keyif fotoğrafıyla hatırı aklımda kalsın…

düşünmemek

çok zor veya imkansız ama yapabilirim.

hiçbirşey düşünmeden yaşamanın yolunu bulabilirim.

bunu öğrenmeye ve bir süreliğine de ihtiyacım var.

neden ihtiyacım olduğunu sadece ben biliyorum…

mucizeler

mucizelere inanır mısınız?

hayata küsmüş olsanız veya hayat size küsmüş olsa bile;
ufacık birşey oluyor ve size kendini hatırlatıyorsa birşeyler,
anlayın ki sizden hala vazgeçmemiş…
naz yapsada, seni merak eden, üzülmene gönlü elvermeyen, gülümseyen bir sevdalı gibi çıkıverir karşına….mucizeleriyle…

yıllar önce;
kara, soğuk, yorgun, ümitsiz günlerde;
nereye gittiğini bilmez halde;
kalabalıklar içinde;
basit bir yolun eşiğinde;
karşı kaldırımda hala nefes alıyor olmanın,
kendiniz dahil herkes için önemsiz olduğunu hissettiğinizde,
hemen yanınızda yorgun ve yaşlı bir ses,
sizin için anlamsız o karşı kaldırım için yardım diler… »okumaya devam…

karanlık

ne olan?

” şimdi kendim için iyi olan şeyi bulmalıyım ”
neye ihtiyacım var,
doğru olan ne,
yanlış olan belki iyi olan,
doğru olan belki doğru değil,
acelem yok; sakince ve bir parça huzur ile yapabilirim…

* bu kelimeyi seviyorum “yapabilirim”… i can do

istanbul zamanı


istanbulu, tanıştığımdan bu yana, içinde yaşayanları kıskanacak kadar seviyorum…
nedenini bilmiyorum, belki her yeri farklılıklarla dolu olduğu için, belkide her aradığım güzelliği bulabildiğim için, belkide hala keşfedemediklerim ile gizemini kaybetmediği için, belkide hiç sönmeyen enerjisinin cazibesi…bilmiyorum…

istanbul, her zaman yeni her zaman eski her zaman farklı her zaman heyecan dolu…

daha önce akıl edemediğim bu tatil ile birlikte daha fazla tanımaya çalışıyorum.

istanbul, herkes gibi önünden geçip gittiğim koca bir bilgeymiş, bunu farkediyorum.
şimdi sessizce onun efsanelerini dinliyorum…sessizce kendimi de… 

we will either find a way, or make one

” aut viam inveniam aut faciam ”

veya
” yeni bir yol bulacağız yada yeni bir yol yapacağız ” HANNIBAL

Roma’ya karşı savaşabilmek için, Alplerden 90000 asker ve binlerce filden oluşan ordusunu geçirmeye çalışırlen, yarısını kaybetmiş, ümitsizliğe kapılan ordsunu bu sözleri ile toparlamış ve amacına ulaşmış bir komutan, askeri deha…

yeni öğrendiğim bir söz değil. aklımda olan ve karar vermem gerektiğinde kullandığım, şimdiye kadar da başarı ile uyguladığım ancak her koşulda işe yaramadığını anladığım, etkileyici düşünce…

ama bu tekrar tekrar denemeyeceğim ve yeniden yeni bir yol aramayacağım anlamına gelmiyor….
şimdi yeniden “we will either find a way, or make one”

ıhlamur kokusu

yaz gecesinin en keyifli anı;
akşam rüzgarının, yaz sıcağı ile anlık inatlaşmasının, bana getirdiği koku, ıhlamur kokusu…

hanımeli, seni aldatıyorum 🙂

dürüst olmak

çoğu zaman doğruyu söylerim,

çünkü hafızam iyi değil,

ama hızlı bir atım yok…

haksızlık

yıllarıdr herşeye tahammül edebileceğimi öğrendim,
tek bir şey hariç
HAKSIZLIK…

haksızlığa tahammülüm yok…
ya kırarım
yada oturup sinirimden ağlarım…

 

UA-7250589-1