« gündem etiketiyle ilgili yazılar

Kalk o koltuktan, milletin temsil hakkını yeme

Yıllar geçsede Türkiye yine aynı Türkiye. Yıl 2012 hala milletin çıkarlarından daha önemli kendi çıkarları.

Millet kendi hakkını temsil etsin diye vekil seçer,  hiçbir masraftan kaçınmaz vergisiyle padişah eyler, vekilliği biter süperinden emekli eder. İçlerinden çok azı çıkıp; burada çalışmak benim millete borcumdur der.

Milletvekili dediğin; partilisinin, memeleketlisinin, akrabasının, yandaşının, dostununun, mafyasının işini görmekten zaman kalırsa, önce kendi çıkarları için çalışır, yine zaman kalırsa millet için birkaç şey yapar. Kimse, sen ne yaptın, yapıyorsun diye hesap soramaz,  bizim milletimiz zaten hiç soramaz. 5 yıl sonra yedi sülalesi ile ömür boyu süperinden emekli olur gider. Şansı yaver giderse veya yaverleri iyi beslenmişse birkaç dönem daha bu saltanı sürer. Buna alışığız biz.

Ama alanen, milletin gözünün içine baka baka, egoları için, bencilliği için, çıkarları için  herşeyi yapmayı göze alanı görmemiştik, gördük.

Sen milletin vekili değil misin Hakan Şükür?
Sen millet için orada değil misin?
Sen bizim sorunlarımızı çözmek, fikrlerimizi dile getirmek, bizim için iyi olanı tartışmak için orada değil misin?
Sen fikir üretmek, bu fikirleri hayata geçirmek için orada değil misin?

Ne yapayım ben senin yorumculuğunu? Kamuoyunu, gündemi bu kadar meşgul etmek niye? Niye bu televizyon sevdan? Ne bu reyting hırsın? 2 tane kıytırık maçı yorumlayıp ne kazandıracaksın bu millete? Veya neyi yorumladında feyz aldık, ders aldık, ilham aldık?

Ne işin var orada sayın vekilim?
Bir kul değil sana oy veren kulların hakkını yiyiyorsun.
Kalk o koltuktan, milletin temsil hakkını yeme.

“Türkiye de hiç kimse DOKUNULMAZ DEĞİL” in özeti; muhalifsen “DOKUNULURSUN”

Özel yetkili savcılar (özel yetkili neyse? savcı dediğin cumhuriyet savcısıdır ve kamunun, milletin ilk elden en yetkili en özel avukatıdır. daha ne kadar özel olabilir) yine özel yetkileriyle bir çok kanun ile ama genelde bir kanun ile (suç örgütü kurmak. TCK nın 220. maddesi) herkesi önce içeriye alıyor.  Sonra tutuklular şanlıysa aylar veya yıllar sonra iddaname hazırlanıp yargılanma başlıyor.

Bu süreçlerin hepsinde; suçlananların taraftarından sivil itirazlar, eylemler, protestolar izliyoruz televizyonlarda. Protokol tribünlerinden; durum kendi çıkarlarınaysa “yargı bağımsızdır”, değilse “zehir zemberek açıklamalar” dinliyoruz. Birkaç zaman sonra unutuyoruz, bir gelişme, dava günü, protesto yürüyüşü ile yeniden hatırlıyoruz.

İlk zamanlar kamuoyu gibi düşünüp, ünlü atasözümüz kulağımda “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” ile acaba diyerek objektif izlemeye çalışıyordum. Suç var ise kim olduğu önemsenmeden yargılanmalı, cezasını çekmeliydi bana göre. “Sen benim kim olduğumu biliyor musun? ” diyenlere yıllardır kin beslemiş biri olarak Türkiye de bazı şeylerin değiştiğini, kurunun yanında yaşında şimdilik yanabileceğini ama masum olanların, tarafında olduğum inandığım insanların aklanacaklarını, kısa sürede serbest kalacaklarını düşünüyordum. Buna karşılık, ne kadar güçlü olursa olsun herkes cezasını çekecekti.

Artık bu şekilde düşünmüyorum. Çünkü; »okumaya devam…

Teşekkürler Taner Yıldız


Teşekkürler Sayın Bakanım.

“Sayın” kelimesini makamının saygınlığından , “Bakanım” kelimesini hemşehrimiz olmasından dolayı kullanmadığımız devlet adamı.

Alkışlıyoruz ama bu iltifatları hak etmenin ötesinde, daha büyük sonuçlar doğuran bir eylem olduğu için. Belki siz bile bunun farkında değilsiniz ama olacaksınız. Neden mi? yazımın devamında… »okumaya devam…

TÜRKİYE’NİN SICAK GÜNDEMİ – 1

Türkiye son aylarda inanılmaz bir gündem yaşıyor. Herkes konuşuyor herkes açıklamaya, anlamaya çalışıyor. Gündeminin perde arkası uzun bir sürece dayanıyor. One Minute bir başlangıç mıdır emin değilim. Klasik anlık popülist bir çıkış olabilir veya lezzetli sonuçları görüldüğünde bugün izlediğimiz filimin fikir babası olabilir. Gündemdeki herşeyin anlık olmadığı kesin.

Mavi Marmara veya Gazze Filosuna İsrail saldırısı sonrası Türkiye ilk defa soğukkanlı davrandı. Heyecanlı Türk zihniyetiyle ayağa kalkıp bilinçsizce bağırmak yerine, kızgınlığını beklenmedik sakinlikte ama yine yüksek perdeden, üstelik uluslararası boyuta taşıdı. Dışişlerinin ve Hükümetin bu tutumu, Mavi Marmarının olası sonuçlarının öncesinde iyi değerlendirilip, ertesi durumlarda ne yapılacağının harika planlanmış olması mıydı? Yoksa Türkiye için aktörler rollerini doğru oynamış ve film senaryoya uygun mu başlamıştı? »okumaya devam…

seçim ertesi 13 Haziran

tahmin ettiğim gibi…
seçimler bitti, herkes pirüpak, ter tertemiz beyefendi olmuşlar. söylemler değişmiş, mahalle kabadayılarının, sınır tanımayan aşağılamaların yerini; ciddi, sahte samimi, önemli, iyi giyimli, büyük adamlar almış. değil Türkiye’yi, bıraksan dünyayı, evreni yönetecek vizyona, vasıflara sahip sanmamamız için hiçbir sebep yok.

İşte herşey bu kadar sahte….o çirkeflikler sadece 3-5 fazla oy ve 2-3 fazla pahalı takım elbiseli adam içindi… »okumaya devam…

12 Haziran Seçim 2011

her seçimde olduğu gibi son dakikaya kadar kavga, gürültü. herşeyin bir kenara bırakıldığı, son derece saygsız, sinirli, aşağılayıcı hitaplar, söylemler, diyaloglar. hem de gözümüzüm önünde; meydanlarda, televizyonlarda ve artık internette.
ne için? kazanmak için, bir oy için, koltuk için…

miting alanarında her an içinden canavar çıkacak gibi kükreyen, azgın, saldırgan, kontrolsüz, salyaları akıtan politikacılar; 13 Haziran sabahı artık sakinleşmiş, istediğini almış, kazanmış ve en önemlisi ütülü, pahalı takım elbisesiyle, saygınlık kazanmış olacaklar. »okumaya devam…

DURMUŞ YILMAZ

durmuş yılmazkibirli değil mütevazi
politik değil teknokrat
birinin adamı değil adamın biri
korkak değil cesur
şakşaklayan değil alkışlanan

halefi güzel yorumlamış. “bu ülkede güçlü insanlar tevazu sahibi olabiliyormuş, kararlı ve cesur olabiliyormuş, ortak akla önem verebiliyormuş, bunu gördüm”

acabalarla göreve gelen, ön yargılar ile yerden yere vurulan, birilerinin adamı olmakla suçlanan, hemen kellesi alınmaya çalışılan, bu kadar önemli bir işi bu adam mı yapacak diye sorgulanan, evinin kapısındaki çamurlu ayakkabılar ile orta asya türk kültürüne kadar uzanıp ilkellikle suçlanan, ekonomistlerin beğendiği ama patronlarının sevmediği, göreve getirenleriyle bile ters düşen, biat etmeyen, yaranacaksam beni göreve getirene değil halkıma yaranmayalım diyerek görevinden ayrılan bürokrat yani memurun atanmış yönetici versiyonu… »okumaya devam…

UA-7250589-1