« notlar etiketiyle ilgili yazılar

ceviz ağacı

…ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda,
ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında…

hayır hayır, bu sefer sadece ceviz ağacı 🙂

gökyüzüne bakarken,
başucumda kimsesiz bir ceviz ağaci olsa,
yemişini kimseler toplamasa,
gelen gecen kismeti neyse kirsa yese,
birde yağmur yağsa yapraklarına,
ardından güneş süzülse dallarından,
daha ne isterki insan,
gökyüzünden bakarken…

ceviz

eski bayramlar ve hatıralar…

eski bayramlar denir ya hani, geçmiş bayramlar anılır ve günün bayramları hafiften, hafife alınır ve bayramdan sayılmaz şimdiler.

şimdilerde değişmiştir herşey ve geçmiş bayramlar anlatılırken nedense hep daha anlamlı, daha güzel anlatılır. öyle de gelir dinleyene o zamanlar…

halbuki; insanın her firsatta geçmişi anması, geçmişe özlem midir, eski bayramlara özlem midir, yoksa geçmişe güven midir pek anlaşılmaz. tutkuyla, merakla, hatırlamaya çalışarak ama detaylar unutulmadan özlemle uzar muhabbet. sadece ateşi sönmüş acılar da unutulmaz elbet. aslında bu durum, yaşadığı zamana ve değişime karşı güvensizliğidir insanın…
»okumaya devam…

30 Nisan 2013 bir adım attım

herkes için basit ama benim için farklı bir şey yaptım… sadece not almak istedim…

doktor

uzun zaman oldu yazamadık…iş+iş+iş… oysa yazacak o kadar çok şey vardı ki son 1 aydır ama el değmedi…

bunuda, tarihini not düşmek istediğim için yazıyorum,  doktora gittim…

daha yaşayacakmışım 🙁 🙂 onu öğrendim…

ama basit bir sorunum için, ciddi ve uzun süreli bir tedavi uygulamaya başlamak zorunda kaldım…bakalım en azından 1 ay deneyeceğim…şimdilik izliyorum…

Ozgur ve sukur

Hava soguk ve puslu ama soguk.
gece yarisini coktan gecmis saatte yoldayim, gozlerim hafiften kapaniyor. aklimda para, is, hayat rastgele dusunceler.
parasizliktan ve gelecekten dertliyim…
eski ama sicak arabama yakit almak icin duruyorum. pompacilar bu havada disari cikmaya nazlaniyor.
yuzunu secemedigim biri, uzerinde montu olmayan ince bir genc kosarak yanima yaklasiyor “abi ilceye mi?” evet diyorum. benide goturur musun diyor ikinci kez evet diyorum teredutsuz…gecenin bu vakti ipsiz sapsiz tipe verilen cevaba pompaci biraz sasiriyor. ama ben falanca yere gidecegim diyorum, olsun diyor.
biraz keyif icin kola aliyorum soguk. yalniz icemem artık 2 tane olsun diyorum. arabaya biniyoruz soguk kolayi kemikleri titreyen gence veriyorum. istemiyor ama eline tutusturuyorum. birkac saniye sonra fark ediyorum onun en son ihtiyacinin soguk birseyler oldugunun, buyuk densizlik diye aklimdan geciyorum…neyse olan oldu, arabada biraz isinacak…nereye gideceksin diyorum, ilceye diyor. bekledigim cevap falanca yere aslinda, hani yakina bir yere goturmek icin sormustum. nasil yani diyorum, kalacak yerinin olmadigini yoldan otostoptla geldigini, ilceye gitmek istedigini soyluyor, biryerlerde kalirim diyor, sasiriyorum. bank park bir insaat bulurum diyor…
5-6 gun once askerden geldigini, is buldugunu anlastigini ama kalacak yer bulamadigini anlatiyor. kiralik bir yer buldugunu 200 lira istedigini ama verecek parasi olmadigi icin kiralayamadigini anlatiyor. kaymakamliga gitmis, belediyeyegitmis  belki sosyal yardimdan birkac kurus alirim diye ama nafile. cok basit ve akici anlatiyor. ya anlattiklari defalarca anlatilmislikla ezberinde yada gercek. insan bu devirde duyduklarina inanmakta zorlaniyor. anne baba ayri yetistirme yurdunda buyumus, hic aile ve akraba gormemis. anne babayida bilmiyor tanimiyor. belki kendisine baska birsey denmesin diye var olduklarini anlatiyor, bilmiyorum… hep yalnizmis… bir abi, amca ne bileyim hayatta elinden tutacak bir buyuk arkadas soruyorum yok oyle biri…
ben sicak evime yatagima giderken bu cocuk nerde kalacak sogukta diye dusunuyorum bir yandan. yetistirme yurdundan cikartildiginda buraya gelmis, burda çalismis buralari biliyor sonra askere gitmis simdi cebinde 50 lira ile donmus. peki diyorum neden burasi neden istanbul degil, abi orasi beni yutar diyor, meslegi marangozluk burda sanayi var diye duyduk geldik Tunceli den askerlik bitince yine buraya gelmis memleket bellemis sanki.
bir yandan dinliyorum bir yandan anlattiklarinin sersemligininden kurtulmaya calisiyorum. yolumu degisitiriyorum sehir merkezine gidiyorum ona kalacak bir yer bulurum umidiyle, nafile. bir hotelde 10 liraya geceleyebildigini soylemisti ama simdi cebinde sadece 3 lirasi varken bu zor. kola iki elinin arasinda hala, muhtemelen gecenin 2 sine gelirken karnida ac. yol kisa isinabildiginden bile emin degilim. yorgunum uykusuz hicbirseyi iyi muhakeme edemiyorum. abi ben burda ineyim diyor. elimi cuzdanima atiyorum son cektigim az paramdan bir onluk birakiyorum kalanini uzatiyorum almiyor arabadan iniyor gitmeye calisiyor. nasil yani? yol ortasindayim al lan diyorum yok diyor kapiyi kapiyor, el frenini cekiyorum kapiyi aciyorum gel lan buraya diye bagiriyorum, gelmiyor. lan falan dememin sebebi sanirim sadece bak ben buyugum sana sozumu geciririm demeye calismak ama ise yaramiyor. cebinde 3 lirasi olan bir adam icin fazla gurur, oysaki ben yillardir hayati yalniz gecmis birinin bu tip yardimlara asina oldugunu dusunuyorum. hatta anlattikleri yalan bile olsa beklentisi buduru diye parayi uzatmistim biraz da… bu ana kadar aldatildigimi dusunmuyor da degildim zaten, cabuk inanirim ve parayi teklif ederken de aldatilmis oldugumu goz onune alarak bu teklifi yapmistim. ancak bu teklife karsilik, gururla kacmaya calismak beni bir kez daha sersemletiyor. bir dakikalik bir tartisma sonrasi en azindan bu gece bir yemek yiyebilmesi ve sicak bir yerde yatabilmesi icin ikna ediyorum. adini sormak aklima geliyor gozlari parliyor telefonunu aliyorum mutlu. hani bir umid sanki ona yardim edebilme ihtimali onu dahada mutlu ediyor. ama telefonumu vermiyorum. ben seni arayacağim diyorum, ne yaptin soracagim. vedalasiyoruz gidiyor.
arkama bakmiyorum bu gecelik bu kadar yeter. en azindan onun icin bu gece hayat hak ettigi gibi gececek. belki karnini doyuracak belki bu geceyide ac ve disarida gecirip parayi 1-2 gun icin daha tasarruf edecek, bilmiyorum…eve giidyorum yaklasik 10 gundur zamansiz calismanin, yattigim kalktigim yerin bimezligi ve yorgunlugu ile uykuya daliyorum. oncesinde bu satirlari not edip unutmamak, bu gece olan biteni sonra dusunurum diyerek…

adi Ozgur… anne yok, baba yok, akraba yok, abi yok, arkadas yok, yuva yok, ev yok, para yok, yemek yok, sicak bir yer yok, gidecek yer yok, gelecek yok, aglayacak kimse yok…sadece kendisi var bu hayatta ve yasama savasi…dertleri bir yana derdini anlatacak birisi dahasi belki dusunecek rahat bir zamani bile olmamis…oysa ben o gece yolda neler dusunuyordum ne dertlerim ne kederlerim ne endiselerim vardi…kendimden utandim, dusuncelerimden, dertlerime dert deyisimden…benimkiler onunkilerin yaninda kocaman bir hic…bu geceden bana kalan saskinlik, ders ve fazlasiyla utanc…sukur etmek buyuk erdemlerden biri…

Yolun acik olsun genc adam, hayat sana galip gelemez tek ihtiyacin ufak bir dokunus…

yolum yolu, hayatım hayatı…

Hayatta kimseyi değiştiremezsin,
ve kimse için değişmemelisin,
ne sen başkası için mecburi istikametesin,
ne de başkası senin için,
yorma kendini;
“bırak hayatına eşlik etmek isteyenler seninle gelsin” Charles Bukowski 

bunları çoktan öğrenmiş, kocaman bir çocuğum aslında ben,
bir yolda gidiyorum kendimce, bu yol hayatım benim,
o yola bazen birileri eşlik etti, yoldaşım, herşeyim sandım,
sadece, belli belirsiz bir zaman dilimi için yollarımız kesişmişti; fazlası değil,
ama bazıları ile zaman zaman aynı, zaman zaman uzaktan da olsa aynı güzergahı yürüdük,
bazen ayrı bazen yanyana…

yolum yolu olan birisi var mı veya olacak mı?
işte asıl ümitsizliğim; benim yolum bilindik değil,
yalnız çıktım bu yola, yalnız yürüyorum, biliyorum,
ama bazen nereye ben bile bilmiyorum,

bunun içindir uzun zamandır kimseyi çekelemiyorum,
peşimde, yanımda, uzağımda aramıyorum,
değiştirmeye çalışmıyorum,

açık denizde uzaktan uzağa görürsem,
birkaç limanda karşılaşırsam,
sessizce elimle selamlarsam,
o da bana el sallarsa eğer, anlayacağım…
yolum yolu, hayatım hayatı…

düğüm

sanki;
dilimde, boğazımda kurumuş kalmış sözlerim,
göğsümde düğümlenmiş hayatım,
ne anlatabiliyor ne yaşayabiliyor,
eza olmuş nefesim,
ceza olmuş hayatım….

 

bir parça koptu/m hayattan

bir parça koptum mu hayattan yoksa hayattımdan bir parça mı koptu emin değilim…

aslında eylül ayını ilk defa bu yıl sevmeye başlamıştım…hafif serin rüzgarı, kızıl sıcak gün batımı ve doyamadığım yalnızlık…

neye inandığımı, ne için yaşadığımı unutmuşken, boş boş keyfini çıkarabilirim sonbaharın. ama günlük sıkıntılar çıkarıyorum, takılı kalıyorum, yapamıyorum…

biraz oluruna bıraksam, öylesine yaşasam, pes ettim desem, zorlamasam fena olmaz.
keyif bile alabilirim…

eylül ile barışmamızın hatırına değebilir, deneyeceğim…
yaprakları sarı böyle bir yol bulup yürüsem, dinlesem seslerini, dinlensem…

hayata yatırım

hayata yatırım yapacaksın. bunu anladım ama biraz geç oldu 🙂 anladım sayılır ama anlatabilir miyim?

yatırım derken maddi yatırım değil kastım. kişisel yatırımda değil.
okullar okumak, eğitimler almak, kitaplar okumak, kültür edinmekte değil….

hayata yatırım işte…oyun gibi…hamlesini yaptığında sende hamleni yapacaksın…başarılı olacak veya olmayacaksın ama unutmayacaksın…zorluklarıyla savaşacaksın, mücadele edecek, pes etmeyeceksin ki öğreneceksin nasıl baş edildiğini, üstesinden gelindiğini, ağlayıp sonunda nasıl gülünebilindiğini…terleyip, çalışıp yorulmayı, yorgunluğun keyfini…sıradan yaşarsan, derdi zevk ile dengeliyorsan, acıyı tatlıyla dindiriyorsan, her önüne çıkanı arkanda kaldığında unutacak gibi yaşıyorsan, yarının bugüne ihtiyacın olduğunu anlamıyorsan sadece nefes alıp veriyorsun demektir…yarını düşünemiyorsan, yaşlandığını düşün, sadece geçtiğin yolları hatırlıyor olacaksın yıllar sonra…o yollarda neler oldu, neler kaldı gülümsetecek seni? aslında yarınlarda değildi arzuların o günlerdeydi, yaşadığın anlardaydı…işte bunun için yatırım yapmalısın yarına bugünden…işte bunun için bugün bu an çok önemli yarın için…deli gibi yaşa demiyorum sana, her anın doyasıya sömür demiyorum, zevk uğruna herşeyi hiçe say demiyorum…sadece içinde bulunduğun an senin elinde, yarın için bu anın değerini bil ve yarın için bugünden ne yapıyorsan yap, yatırımını yap….

anlatamadım sanırım 🙂 neyse ben geçte olsa anladım…

we will either find a way, or make one

” aut viam inveniam aut faciam ”

veya
” yeni bir yol bulacağız yada yeni bir yol yapacağız ” HANNIBAL

Roma’ya karşı savaşabilmek için, Alplerden 90000 asker ve binlerce filden oluşan ordusunu geçirmeye çalışırlen, yarısını kaybetmiş, ümitsizliğe kapılan ordsunu bu sözleri ile toparlamış ve amacına ulaşmış bir komutan, askeri deha…

yeni öğrendiğim bir söz değil. aklımda olan ve karar vermem gerektiğinde kullandığım, şimdiye kadar da başarı ile uyguladığım ancak her koşulda işe yaramadığını anladığım, etkileyici düşünce…

ama bu tekrar tekrar denemeyeceğim ve yeniden yeni bir yol aramayacağım anlamına gelmiyor….
şimdi yeniden “we will either find a way, or make one”

WWF – World Wild Fund for Nature

çöpte görsem desteklerim, en sempatik en yararlı kuruluşlarda biri…
biraz yararlı bilgi okumak için lütfen tıklayın WWF – World Wild Fund for Nature

obje ve subjektif

“objeyi görmeden subjektif olamam” otobüste kalabalığın içindeki seslerden, sanırım bir amcadan böyle bir cümle duydum veya uydurdum, harika tanımlama…

bundan sonra  yorum yapmadan önce neyi referans alacağımı unutmayacağım…

haksızlık

yıllarıdr herşeye tahammül edebileceğimi öğrendim,
tek bir şey hariç
HAKSIZLIK…

haksızlığa tahammülüm yok…
ya kırarım
yada oturup sinirimden ağlarım…

 

küçük şeylerden mutlu olduğum için mutluyum :)

“Çocuğa küçük şeylerden zevk almasını öğreten,ona büyük bir servet bırakmış olur.” ETIENNE GILSON

dün akşam tesadüfen bu cümle ile karşılaştım (internetin nadir yararlı faydalarından biri sanırım bu tesadüfler). hani hep sorarız ya kendimize mutluluğu ve kendimiz için anlamını. hayatımızın en derin sorgulamalarından biridir ve sorguldıkça da azalır sanki mutluluğumuz. bizi neyin mutlu ettiğini bulmaya çalışırız, bazen bulduk sanırız. tekrar deneriz, yeniden öğrenmeyi deneriz, ona ulaşırız yada hayal kırıklığına uğrarız. denemelerimiz başarısız olur karamsarlığa kapılır bazen depresyon bazen melankoli yaşarız. bazılarımız bu denemeler sonucunda hiçbir zaman mutlu olamayacağına inanır, bununla mutlu olmaya çalışır hatta arabesk bir hayatı kendine mutluluk edinir. her ne olursa olsun mutluluk arayışı, çok sorgulandığnda ve sonuca ulaşılamadığında bir bataklık gibi içine çeker, girdabında kaybolup gidilebilir…

bana göre her insanın kendine ait bir mutluluk tanımlaması olması şart değil. ama her insanın kendini neyin mutlu edebileceğini bilmesi o insan için en güzel şey…

işte bunun için bu cümle çok güzel… çoçuğa belki çocuğunuza herşeyi miras bırakabilirsiniz  ve o bıraktığınız herşeyi zayi edebilir…tek kaybetmeyeceği ve her zaman en büyük yaşam gücü olacak şey “mutlu olmayı öğrenmesi”…hemde küçük şeylerden mutlu olabilmeyi öğrenmesi…

sabah yüzüne vuran güneş
insanın gülümsemesi
bebeğin sebepsiz tebessümü »okumaya devam…

güven

Bazı insanlara geç kalırsınız. Sizden önce uğrayanlar bütün güven duygusunu tüketmiştir.
Siz yanlış zamanda yanlış yerde olan o talihsizsiniz.

tam tersinden bakabilirsen; o benim ve bu yazıyı okuyan; artık sen talihsiz olansın…

gece olunca, eskiden gibi, dinlesek nefeslerimizin sesini, ne dersin nerdesin?

gece olunca;
ışıklar hiç yanmasa, elektrik olmasa, hiçbirşeyimiz çalışmasa, onlara elimiz uzanmasa…
tek bir mum belki de bir gaz lambası etrafında…
böyle yaşasak eskisi gibi, eskiden gibi…
eskiden ne yapıyorsa insanlar onları yapsak…
görmeye bu kadar çok itiyacımız olmasa veya hiç olmasa…
hatta hiçbirşeyimiz olmasa, hiçbirşeye de ihtiyacımız olmasa…
konuşsak, kitap okusak, dertleşsek, mısır patlatsak, hayaller kursak…
üşüsek, battaniyenin altına birlikte girsek, ısıtsak birbirimizi, ayaklarımızı….
bir şarkı söylemeye çalışsak, söylemeye çalışsakta beceremesek…
şakalaşsak, kızdırsak sevdiğimizi, darılsak, konuşmasak…
tartışsak, kavga etsek, fırlatsak birşeyler, döksek, kırmasak ama kalpleri hiçbir zaman…
gülümsesek sebebsiz, gülsek, mutlu olsak, sonra kahkahalar atsak bazen de nedensiz…
hissetsek, dokunsak, dinlesek sessizliğin içinde nefeslerimizin sesini…
kaç sevgili vardır, onca zaman birliktedir de bilmez, tanımaz birbirini, nefeslerinin sesini…
yavaş yavaş örtse gece gözlerimizi, sadece hislerimiz kalsa, emanet olsak birbirimize…
sonra yatsak, uyusak, sıkı sıkı sarılsak, öpüşsek…
ama her gece olduğu gibi sevişmesek bu seferlik, sevişmeyi özlesek…
ansız uyansak, ışığı aramasak, dokunsak, bilsek yanyanayız ve usulca örtsek sevdiğimizi…
bakmaya kıyamasak, saçlarını okşasak, güvende hissetsek, huzurla yeniden uyuya kalsak…
gece olunca geceyi hep böyle yaşasak, sevgili olsak…

güven a)-mek b)-memek c)-hiçbiri

insanlara güvenmek basit bir duygudur. sorgusu, suali, pazarlığı, azı, çoğu olmaz…

ancak güven ciddi riskler içerir ve bu ciddi risklerin sonuçları, sizi telafisi olmayan hayalkırıklıklarına hatta felaketlere sürükleyebilir…

güven öğrenilmez ama sonuçları size hayatı ciddi şekilde öğretir…bugünlerde olduğu gibi…

hayatın, güzel ve basit tanımı :)

” Hayattan; mp3 player gibi her istediğin şarkıyı çalmasını bekleyemezsin;
o daha çok radyo gibidir, rastgele çıkan parçalarla eğlenmeyi bilmelisin… “

 

şu sıralar radyo bana; değil şarkı, reklam bile çalmıyor. derin bir sessizlik, pilleri mi bitik acaba 😛

asla vazgeçme

” ne kadar farklı olursa olsun; sana ait olmayana tenezzül etme,
ve ne kadar basit olursa olsun senin olandan Asla Vazgeçme. ”

Che Guevara

 

asla vazgeçmedim ama vazgeçilmeyi engelleyemeyeceğimi biliyorum…

değerlendirme

dün değer verdiğim bir insan ile değerim hakkında konuştuk 🙂 konuşmanın amacı onun için sadece iyi niyetli bir görüşme, benim için hazırlıksız yakalandığım bir zaman dilimiydi. açıkcası ikimizde konuşmadan ve sonucundan memnun kaldık mı emin değilim. kendimi ifade etmekte zorlandığım, hızlı kurulmuş cümleler ile telaşlı bir akıl oyunuydu. o anlattıklarımın sınırlar içinde kalması ile görevliydi, bende o sınırlarda konuşmak için oradaydım. sonuçta ikimizde görevimizi yaptık… ama konuşma bitip, düşünmeye başladığımda; anlattıklarımın, düşüncelerimin cümlelere yansımış en basit, en özensiz hali olduğunu gördüm. belki görüşmemiz için bunun bir anlamı yoktu. muhtemelen beni dinleyen için de bir önemi yoktu. ancak bunları sesli dile getirmiş olmak, biraz da; anlattıklarımı kolayca yorumlayabilecek yetenekte birine anlatmış olmak güzeldi… »okumaya devam…

UA-7250589-1