« türkiye etiketiyle ilgili yazılar

Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun

Türkiye Cumhuriyetinin 2013 yılındaki yöneticileri, kusura bakmayın, biz de emir kuluyuz 🙂genclige_hitabecumhuriyet_90_yasinda

#direngezi

bu site sahibi, sabaha karşı gezi parkındaki çadırlara polis tarafından hilal harekatı düzenlendiğinden bugüne kadar tüm kalbiyle sivil baş kaldırıyı desteklemektedir…
bu zulmü, kırmızılı kadına nefreti, bayrağa sıkılan suyu, tekerlikli sandalyedeki vatandaşı düşman askeri gibi püskürten tomayı, kapatılan mobese kameralarını, penguen belgeseli yayınlayan ve hiçbirşey yayınlamayan medyayı, ne yaptığını bilmez duruma gelen istanbul valisini, milletini kamplaştıran, bölen, birbirine düşüren yalancı başbakanını, palalısını, polisini  eleştirmeye devam edecektir…boyun_egme
kirmizili_kadin

palalı adam

dün palalı bir adam taksimde insanlara saldırdı,
polis onu sadece sakinleştirmeye çalıştı,
pala ile bir kadına vurdu ve sırtına tekme attı,
bunların hiçbiri üçüncü dünya ülkelerinden birinde,
diktatörlük ile yönetilen bir ülkede,
veya afrikada bir iç savaşta olmadı…

koskoca bir imparatorluğun devamındaki koskoca bir cumhuriyetin,
uğruna  nice savaşlar verilmiş kanlar dökülmüş,
imparatorluklara başkentlik yapmış,
dünyanın ender şehrinde,
kimine göre dünyanın kalbindeki yerde,
İstanbulda, İstanbulun orta yeri Taksim de oldu…

ve o adam serbest bırakıldı, o ülkenin bağımsız yargısı tarafından…”yargının kararına saygımız sonsuz” değil…
polis mi? üniformalı ve palasız olan mı?

YouTube Preview Image

aç kapa parkı GEZİ ve çok Mutlu Vali Avni

bugün bir park açıldı Sayın İstanbul Valisi Avni Mutlu tarafından,

bugün bir park kapatıldı Sayın İstanbul Valisi Avni Mutlu tarafından…

kendi kendini RED eden iktidarla ileri demokrasiye

Türkiye gündeminde yaşananlar ve Türk siyasi tarihinde 1 ayı geçen sürede olanlar inanılır gibi değil…
Kafası biraz çalışan, biraz yorum yapabilen, hiç değilse nefes alan biri olan biteni anlamakta hiç zorlanmaz…
Son olay, olanların kreması gibi;
90 yıllık Türkiye Cumhuriyetinin, Büyük Millet Meclisinde, iktidar kendi verdiği tasarıya RED oyu kullandı…
tek sebebi; muhalefet partisinin  tasarıya KABUL oyu vermesi…
düşünün; iktidar, hükümet milletvekillerinin ülkeyi yönetmek için tek kriteri, muhalefet partisinin tam tersi karar alması…
ileride tarih bu yönetimi nasıl yazacak bilmiyorum ama bu aptallık unutulmayacak…

http://siyaset.milliyet.com.tr/ak-parti-kendi-teklifini-reddetti/siyaset/detay/1733901/default.htm

AK Parti kendi teklifini reddetti

AK Partili vekiller kendi tekliflerini reddetti.
Meclis’te geceyarısı torba kazası yaşandı. Günlerdir gece geç saatlere kadar kesintisiz süren torba yasa görüşmelerinde AKP vekiller yanlışlıkla bir maddeyi reddettiler..
Muhalefetin verdiği tüm önergeleri reddetmeye alışık olan AKP’li milletvekilleri, kendi verdikleri tasarı maddesine de muhalefetin “kabul” oyu verdiğini görünce toplu olarak “red” oyu kullandı. AKP’nin hazırladığı kanun tasarısında yer alan “taşradaki sağlık personellerinin özlük hakları” ile ilgili düzenlemeleri içeren kanun maddesi, AKP’nin oylarıyla reddedildi.

 

Durumu fark eden AKP milletvekillerinin itirazları üzerine, Meclis Başkanvekili Sadık Yakut maddenin reddedildiğini, yapacak bir şeyin olmadığını söyledi. Bunun üzerine iktidar partisi milletvekilleri Yakut’un oylamadan önce “madde” değil “önerge” dediğini iddia etti. İtirazların sürmesi üzerine Yakut, birleşime ara vererek tutanakları inceledi. Tutanakları okuyan yakut, maddenin reddedildiğini yineledi. Genel kurul süreci tamamlanmadan, reddedilen maddeyle ilgili yeni bir formül aranıyor.

CHP Kocaeli Milletvekili, TBMM Kit Komisyonu üyesi Haydar Akar olay hakkında şunları söyledi: “Muhalefet önergesini reddeden AKP hemen sonra oyladıkları maddeyi de muhalefetin önergesi zannederek reddetti.Kanunları okumuyorlar, Meclis’i izlemiyorlar. Meclis salonunda bulunmuyorlar, oylama varken koşa koşa içeri giriyorlar. Yorgunluk da olunca yine şaşırdılar.” BU İLK DEĞİL 2008 yılında da AKP’liler Sosyal Güvenlik Yasası’nın TBMM’deki görüşmeleri sırasında yine benzer bir olay yaşanmıştı. AKP Grup Başkan Vekili Bekir Bozdağ’ın sunduğu evli ve çocuklu SKK emeklilerine maaş bağlama kat sayısı alt sınırını yüzde 40’a çıkaran önergeye CHP’liler kabul oyu verince AKP’liler red oyu kullanmıştı.

31 MAYIS 2013 “başka türlü birşey”

hayatım boyunca tanık olmadığım olayların başlangıcı…

Türkiye tarihinde öyle günler dakikalar yaşanıyorki, anlamak bir kenara yazmak, aktarmak, özetlemek şimdilik çok zor…sevsemde sevmesemde bugünleri çok güzel özetleyen bir yazı yazdı Ahmet Hakan “başka türlü bir şey”

 

Başka türlü bir şey
AHMET HAKAN
“ORDU millet el ele” diye haykırılan 27 Mayıs öncesinin yarı resmi nümayişlerine benzemiyordu.
– “Başımızda eşi türbanlı cumhurbaşkanı istemiyoruz” denilen ve dindarların hayat tarzına zerre kadar saygı duyulmayan anlayışsızlık abidesi mitinglere benzemiyor.
– “Ordu göreve” pankartlarının açıldığı, darbe çığırtkanlığının alıp başını gittiği zalim gösterilere benzemiyor.
– Askere sırtını dayayarak iktidardakini mazlum konumuna düşüren acımasız eylemlere benzemiyor.
– Yasadışı örgütlerin molotofkokteylleri, demir bilyeler, taşlar eşliğinde yaptıkları vandallık içeren eylemlere benzemiyor.
– İmtiyazlarımız kaybolmasın diyen bir avuç kaymak tabakanın çıkardığı sevimsiz gürültülere benzemiyor.
– Ergenekoncu gösterilere, derin güçlerin önayak olduğu eylemlere, gizli ajandası olan hesaplı kitaplı mitinglere benzemiyor.
– Alabildiğine haksızların, alabildiğine hırçın bir şekilde sloganlar haykırdıkları nobran gösterilere benzemiyor.
Başka türlü bir şey bu…
Bambaşka türlü bir şey…

*

Neydi peki bu? Nasıl bir şeydi?
Aşağı yukarı şöyle bir şeydi:

– “Çoğunluğuna dayanarak ‘Karar verdim, yapılacak’ deme, bir de bana kulak ver” diyenlerin haykırışı.
 “Benimle doğru dürüst konuş, beni aşağılama, bana karşı tertemiz bir üslup kullan” diyenlerin isyanı.
– “Ben senin hayat tarzına karışmıyorum, sen de benim hayat tarzıma karışma” diyenlerin seslenişi.
 “Benim sevgi duyduklarıma sevgi duymayabilirsin ama saygı göstermek zorundasın” diyenlerin öfkesi.
– “Kendini sadece yüzde 50’nin başbakanı olarak görme, benim de başbakanım ol” diyenlerin gürleyişi.
 “İnat etme, zor kullanma, icabında geri adım atmasını bil” diyenlerin ayağa kalkışı.
– “En doğrusunu, en iyisini, en güzelini ben bilirim deme, yüzde bir
de olsalar senden olmayanların duyarlılıklarını dikkate al”
 diyenlerin seslenişi.
 “Alkol düzenlemesi yap ama bu düzenlemeyi savunurken karşındakileri aşağılama” diyenlerin uyarısı.
– “Yeter artık! Kes şu biber gazını… Resmen memleketin havasını değiştirdin” diyenlerin ayağa kalkışı.
– “Sadece kendin gibi olanların özgürlüklerine titizlenirsen ben de kendi özgürlüklerim için ayağa kalkarım” diyenlerin patlaması.

*

Kısacası…
“İdeolojik işler”, “derin güçler”, “provokatörler”, “illegal örgütler”, “marjinal yapılanmalar”, “CHP” falan denilerek izah edilebilecek bir olay değil bu…
Dediğim gibi:
Başka türlü bir şey, bambaşka türlü bir şey…

Çok önemli iki ders

DERS BİR: “Sosyal medya” denilen alan, kontrolsüz bir alandır. Oradaki haberler, herhangi bir süzgeçten geçmez. “50 kişi öldürüldü” diyerek olayları tahrik edenler de çıkar oradan, “Sakin olalım” diyerek yatıştırıcı rol oynayanlar da çıkar… İşte bu yüzden sosyal medyayı “tek bilgi kaynağı” haline getirmemek gerekir. Televizyonların ve gazetelerin meydana gelen olayları doğru dürüst veremedikleri bir ortamda sosyal medya başat aktör olur… Bu durumda “Yalan yanlış tweet attılar, ortalığı karıştırdılar, provokasyon yaptılar” falan diye ağlaşmanın bir manası kalır mı?

*

DERS İKİ: Sokaklardaydım. Gözlemledim, sloganlara kulak kabarttım, öfkenin hedefini anlamaya çalıştım. Gördüğüm şuydu: Tepki gösterenlerden hiçbiri Abdullah Gül demiyordu, Arınç demiyordu, Emniyet Müdürü demiyordu, Vali demiyordu, Kadir Topbaş demiyordu… Tek bir isim geçiyordu her yerde: Tayyip Erdoğan… Neden? Galiba şundan: İstanbul’a yapılacak bir proje için belediye başkanından daha çok Tayyip Erdoğan konuşuyor. Tıpkı Suriye konusunda Dışişleri Bakanı’ndan daha çok Tayyip Erdoğan’ın konuşması gibi… Her konuda ama her konuda tek bir kişinin karar alıcı gibi algılandığı ortamda her türlü öfkenin de tek bir kişiye yönelmesi doğal değil midir?

Kimleri birleştirdiler

– Leyla ile Mecnun dizisinin oyuncuları ile Behzat Ç. dizisinin oyuncularını birleştirdiler.
– Fenerbahçeliler ile Galatasaraylıları birleştirdiler.
– Sezen Aksu ile Fazıl Say’ı birleştirdiler.
– Antikapitalist Müslümanlar ile çevrecileri birleştirdiler.
– Bergüzar Korel/Halit Ergenç çifti ile Mehmet Ali Alabora/Pınar Öğün çiftini birleştirdiler.
– Arabeskçiler ile operacıları birleştirdiler.
– Sinemacılar ile tiyatrocuları birleştirdiler.
– BDP’liler ile ulusalcıları birleştirdiler…
– Profesyonel eylemciler ile hayatlarında hiç eylem yapmamışları birleştirdiler.
– Madonna ile Bruce Willis’i birleştirdiler.
– Akil insanlardan bazıları ile milliyetçilerden bazılarını birleştirdiler.
– Kenar mahalle çocukları ile en trendi çocukları birleştirdiler.
– Kemal Kılıçdaroğlu ile Sosyalist Swoboda’yı birleştirdiler.
– Ressam Mehmet Güleryüz ile modacı Cemil İpekçi’yi birleştirdiler.
– Emre Uslu ile ODATV’yi birleştirdiler.
– Politikaya bulaşmadığı için eleştirilen Cem Yılmaz ile hükümet destekçisi İbrahim Tatlıses’i birleştirdiler.
– Lümpenler ile entelleri birleştirdiler.

*

Bu kadar birleştirmeyi mucize Japon yapıştırıcısı bile sağlayamazdı.
Helal olsun vallaha.

Kazananlar Kaybedenler

KAZANAN: Yaptığı sağduyulu açıklamayla Cumhurbaşkanı Abdullah Gül.
KAYBEDEN: “İstesek sizi tükürükle boğarız” diye yaptığı tahrikçilikle Melih Gökçek.

*

KAZANAN: Geri adım atıp özür dileyen açıklamayla Bülent Arınç.
KAYBEDEN:
 Olup bitenleri hiç ama hiç anlayamaması nedeniyle Tayyip Erdoğan…

*

KAZANAN: Başımızdakilere muhteşem bir nasihat veren yazısıyla Zaman yazarı Ahmet Turan Alkan…
KAYBEDEN: “Ergenekon planı” diyerek herkesi bir kez daha kendine güldüren çıkışıyla Yiğit Bulut…

*

KAZANAN: Temkinsiz bir yazıyla olayı yorumlayan Cengiz Çandar.
KAYBEDEN: 
Bir kez daha hiçbir şey olmamış gibi davranışıyla Orhan Pamuk.

*

KAZANAN: Geceden sabaha kadar Gezi Parkı, Taksim Meydanı ve İstiklal Caddesi’nde temizlik yapan muhteşem insanlar…
KAYBEDEN: Polis arabasına saldırarak, cam çerçeve indirerek, taş atarak eyleme leke süren bir avuç vandal…

İki soru önergesi

 SORU BİR: Altı günde İstanbul ve diğer şehirlerde kullanılan gaz miktarı nedir? İstanbul’da BM tarafından kullanımı yasaklanan“portakal gazı” kullanıldı mı?
– SORU İKİ: Böyle bir ortamda “Taksim’e cami yapacağız” demek, “AVM karşıtı” gösterileri “cami karşıtı” gösterilere evirme planı mı?

Demiştim de inanmamıştınız

ŞÖYLE yazmıştım:
“Başbakan Erdoğan alkol alan herkesi alkolik sanıyor ve buna inanıyor, hem de samimiyetle inanıyor”.
Kimse inanmamıştı.
“Yok canım, o kadar da değildir” falan denilmişti.
Dün akşamüzeri…
Fatih Altaylı sordu Başbakan’a: “Her içki içen alkolik midir?” Başbakan Cevap verdi: “Her içki içen alkoliktir.”

*

Teşekkürler Başbakanım… Ben böyle düşündüğünüzü millete inandıramamıştım da.

Analizcileri de bitirdi

TAM da gösterilerin şiddetinin arttığı bir günde İdare Mahkemesi, Gezi Parkı için “yürütmeyi durdurma” kararı verdi. Aklına, fikrine güvendiğim bazı analizciler şöyle dediler: “Gördün mü, Tayyip Erdoğan nasıl da akıllı, nasıl da zeki… Mahkemeye verdirdi kararı… Böylece kendisi geri adım atmamış olacak, ‘Mahkeme böyle karar verdi, ne yapalım’ diyecek… Çok akıllı adam çok…”

*

Ertesi gün… Başbakan Erdoğan, mahkemenin verdiği karara ateş püskürmesin mi? Hemen telefona sarılıp aklına, fikrine güvendiğim o analizci arkadaşlarımı aradım. Hiçbiri telefonlarını açmadı, iyi mi?

 

 

31 Ekim 2012 “barikatı valla billa ben kaldırmadım”

Cumhuriyet Bayramındaki kutlamaları ve yürüyüşü  engellemek için polis barikatını kim kaldırdı?

Başbakan “barikatın kalkması için ben talimat vermedim, Cumhurbaşkanınında vereceğini sanmıyorum, çift başlı yönetim olmaz”

İçişleri Bakanı “kendiliğinden kalktı dedi, asıl polis şiddet gördü onun için gaz ve su sıktı”

Cumhurbaşkanı “bayramın ülkede nezih biçimde kutlanması için ilgililerin dikkatini çekmemden daha doğal birşey olamaz dedi. ayrıca memleket idaresinde ülke idaresinde çiftbaşlılık diye birşey olamaz”

Cumhuriyet Bayramı, istihbarat, vali, izinsiz yürüyüş, polis, barikat, gaz, su, türk bayrağına tekme, su, barikat kaldırma, akşama resepsiyon, iç işleri bakanı, cumhurbaşkanı, çift başlılık derken hoooooooooppppp gündem başkanlık sistemi…

son günlerin popüler cümlesi ile tanımlarsak  “48 saatte bu kadar saçmalığın yaşandığı hangi ülkedeyiz neyin kafasını yaşıyoruz”

29 EKİM 2012 CUMHURİYET BAYRAMI

çocukluğumdan bu yana bana öğretilen birkaç değerden biriydi cumhuriyet, bayrak, millet, vatan…

işte bu cumhuriyetin,
müki amiri valisi; “istihbarat aldık, olaylar çıkacak, izinsiz kutlamaya izin vermeyeceğiz” dedi, engelledi…
milleti; “kutlayacağız, bayramımızı kutlamamız engellenemez” dedi, kutladı…
polisi; “benim için türk, pkk bayrağı farketmez, sallarım jopumu, sıkarım gazımı-suyumu,” dedi, sıktı…
ülkesi; “herşeyi izlediği gibi olup biteni tv lerden, rahatla, yerimden izlerim” dedi, izledi…
başbakanı; “benim fikirlerime karşı olan, muhalefet eden  herkes teröristtir, holigandır” dedi, bir kez daha bu ülkeyi böldü…
cumhurbaşkanı; “resepsiyonumu veririm, geçerim, vatandaşa su sıkılmış, jop verilmiş beni ilgilendirmez” dedi, ilgilenmedi…

bugünki demokratik anlayışımızla nasıl 12 Eylül 1980 ve yaşananları anlamakta zorlanıyorsak, yıllar sonra bu olayları biryerlerden (korkak basın arşiv bırakamaya niyetli değil onun için biryerler diyorum) okuyan, öğrenen gençler 29 Ekim 2012 yi anlamayacak. 12 Eylül 1980 in sorumlularına duyulan nefretin benzeri 29 Ekim 2012 ler artarsa, sorumluları içinde olasıdır…

ey Türk genci, vatandaşı, insanı; biz 29 ekim 2012 yi Türk Bayrağını tekmeleyerek, bayramını kutlayan vatandaşının üzerine 2 ton su ve biber gazı sıkarak kutladık…olaylar çıkacağına dair istihbarat almıştık,doğru çıkmayınca o bayrağın teminatlarından Türk Polisi ile olayları biz çıkardık. asıl amacımız halkı cumhuriyet uğruna bir araya getirmemek, parçalamak, gücünü sınamak veya bundan sonrası için olacaklardan haberdar edip gözdağı vermekti…halkı bölene, duyarsızlaştırana, türk bayrağını eline alıp kutlama yapanları kamuoyunda teröristleştirene kadar eylemlerimiz artarak devam edecektir…TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ

 

25 şehit, taziyede kaymak plaket, hindistan mıyız pakistan mı?

tarih bugünü; 05.09.2012 de Afyon da askeri cephanelikte patlama nedeniyle 25 askerimizin şehit olması olarak hatırlayacak, gerisini muhtemelen unutacak…

Türk Silahlı Kuvvetlerinin cephaneliği patlıyor, felaketin ardından yangın çıkıyor, 25 askerimizin şehit olduğunu öğreniyoruz. Ardından Orman ve Su İşleri Bakanın açıklama yapıyor “kaza, Pakistan ve Hindistan’da da oldu”. TSK, Genel Kurmay veya Savunma Bakanlığı değil Orman Bakanı. Açıklaması, açıklamayı yapandan vahim.

Yetmiyor; Genel kurmay Başkanı Afyona gidiyor, valiye taziye ziyaretinde, Başkana kaymak, plaket veriyor. 25 askeri şehit düşmüş ordunun başı, akılsız, utanması olayan, askerine üzülmeyen, beş para etmeyen bir kukla olduğunu basına poz vererek teyit ediyor. bu mu ordunun başındaki adam? vah vah…

25 askeri pisi pisine şehit olmuş devletin Başbakanı, yardımcısı, Savunma Bakanı değil Orman Bakanı açıklama yaparak şehitleri ne kadar önemsediğini gösteriyor zaten. Hadi onların umurunda değil biliyoruz,  Genel Kurmay Başkanı hiç mi üzüntü içinde değildir, hiç mi utanmaz da akılsız valiye diyemez, “ne kaymağı ne plaketi benim insan içine çıkacak yüzüm yok, üzüntümüz var” diye?

Uyu sen Türkiyem uyu. Davosta one minute derler, meydanlarda laneti okurlar, tweetirden kınama, içimiz yandı çiğerimiz parçalandı, üç beş milliyetçi palavra sallarlar kanarsın. zaten balık hafızanla bunları hatırlamazsın. senin derdin, birileri ölmesinde bu akşamki eğlencen bozulmasın… tatlı rüyalar Türkiye…

insanın sövesi geliyor;
o cephanelikte o işi gece gece yaptıran komutanın,
o açıklamaları yapan orman bakanının,
milletin can derdinde olduğu günde, reklam derdinde olan valinin,
hayatımda gördüğüm en akılsız, arsız Genel Kurmay Başkanının,
25 şehidin hesabını vermek yerine millete bok atan Başbakanın,
Hindistan mıyız, Pakistan mıyız diye düşündüren bu devletin…….

not: sayın Başbakanımız bugünde çıkıp, emekli generaller  ihanet ediyor diyor, tv programlarına çıkıp konuşuyorlarmış. sen daha 25 şehidin hesabını Orman Bakanına verdiyorsun, kalkmışsın millete laf söylüyorsun…milletin içi kan ağlıyor, sen muhalefete tahammülsüzlüğün derdindesin…Kuklana söyle de sana kaymak getirsin… bir de siz bu kafayla terörü bitireceksiniz, güldürmeyin…

görüşlerim ve insanlığım

tamamıyla hem fikir olduğum bir siyasi görüş veya ideoloji yok. çünkü benim düşüncülerime hiçbiri tam anlamıyla cevap vermiyor. her görüş, siyaset, ideoloji önce kendi çıkarlarını koruma, sonra üyelerine hizmet etme amacında. bunun için kendimi bildim bileli, bütün siyasi görüşleri anlamaya çalışarak, kendi görüşlerimi olgunlaştırmaya çalıştım, oluşturduğum görüşlere göre hareket etmeye uğraştım.

bugün otobüste; kendi görüşlerimden dolayı normalde duyarsız (nötr) kalmaya çalışacağım bir karşı görüşe, olumlu yönde etkisiz kalamadım. bir anda farkına vardım ki; düşüncelerimiz, insanlığımızın önüne geçebiliyor, utandım. dünya yıkılsa, her ne olursa olsun herkese eşit olunması, asla ayrımcılık yapılmamasını savunan ben, acaba şimdiye kadar bu ayrımcılığı ister istemez kaç kere yapmıştım?

bunları farkına varıyor, düşünüyor olmak muhtemelen olgunlaşmayla ilgili. görüşlerimizin, insanlığımızın önüne geçmesine izin vermemeliyiz…ancak bunları düşünürken kulağımın misafirliği, toplumumuzun bu olgunlaşmanın çok uzağında olduğunu söylemesi üzücü…

bundan sonra daha dkkatli olacağım, düşüncelerimin, görüşlerimin; insanlığımın önüne geçmesine izin vermeyeceğim….

Yılmaz Özdil – TCDD

bu adamın hayranıyım çünkü felsefesi basit; adamda boş laf yok;
“al sana bilgi, al bu da sapı, kapağıda al, işte kapı yürrrüü”…

adamda hiç tek hareket ve sonrasında alkış beklentisi yok, hep bol hareket, okuyanı sersemleten cümleler, bilgi bombardımanı, kısacası combo combo üstüne, aparkatlar, kroşeler ve son….

yazılarını okuyup bitirdiğinizde, abondone olmuş bir beyne ve ağızdan çıkan “vay bee” ile olduğunuz yerde kalıyorsunuz….

son günlerin gündemi TCDD hakkındaki yazısına, TCDD resmi bir açıklama yapmış. sonrasında ikinci bir yazı yazmak zorunda kalmış…TCDD de mantıklı birileri olsaydı bu adama tokat atmaya çalışmanın anlamsız olduğunu tahmin edebilirdi…

ilk yazısı http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/21299526.asp

cevap yazısı 🙂 http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/21320766.asp

bu arada düşüncelerine yine hakim olamayıp açık veren sayın başbakanımızın, cumhuriyetimizin ilk 10 yılını aşağılaması ve  kendilerinin dönemi ile kıyaslamaya çalışacak kadar şirazeyi kaydırması, unutulmasın, gülünesi…4:50 izle…
YouTube Preview Image

Türkiyenin çalgılı çengili felaket haberleri

bir ülke nasıl duyarsız hale getirilir, işte örneği…sistematik uygulanan gerçek bu, uyu Türkiye…

Gaziantep vilayetimizde bomba patlar, insanlar ölür, onlarca yaralı, ama haber kanalı dahi vur patlasın çal oynasın…ama son dakika ile haberciliğini yapmış, en altta da başka ateş düşmüş bir evin evladının toprağa verilme haberi…artık felaket haberilerini koyacak yer kalmamış vaziyette… ama çalalım oynayalım, bayramdayız değil mi? iki gün sonrada kıçı kuruda adamları toplarlar bir açık oturum yaparlar, halka izletirler olur sana en kral habercilik…

ya devletin 1 numaralı kanalı? “şabanoğlu şaban” ile bırakın bir son dakika bilglendirmesini, 25 yıllık filmler ile bu milleti uyutmayı başarabiliyorsa söylenecek çok şey yok…yahu kes yayını 5 dakka haberdar et, bak kızılay yaralılar için kan arıyor, bir duyuru yap…reklam, az sona falanca film, birde parti cingıllı bayram reklamı, devammmm….ölen ölmüş kime ne….tarih 20 ağustos 2012 yaz Türkiyem…

tamam propagadansına ortak olmayalım ama bu kadar duyarsız bir toplum da olmayalım?

neyse bende bir film izleyeyim, güvende, sıcak evimde,  nasılsa bana dokunan birşey yok, klavyemin başında da bir iki şey sallar, lanetlerim ohhh… Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı bile öyle yapmıyor mu benim neyim eksik…önce lanet, ölenlere rahmet, başsağlığı sonra gelsin ankara evleri, ziyaret, hamamönü…

terörle mücadele çok iyi gidiyor -muş, çok şükür

Bugünlerde Türkiye, terörle mücadele konusunda şimdiye kadar tanık olmadığım, olmadığımız günler yaşıyor. Oragnize, planlı, zamanlaması harika, düğmeye basılmış gibi bir süreç sahneleniyor. Yazmaya başladığım ama zaman bulup devam edemediğim bir yazımın varacağı veya üzerinden geçeceği yer bugünlerde olanlardı (tıkla oku). afrikada başlayıp ortadoğuda devam eden büyük projenin domino etkisi artık kapımızda, sınırımızda. Aynı okyanusa kıyısı olan çoğrafyada, tsunami dalgalarının bize ulaşmayacağını düşünmek ahmaklıktı. Benim gibi basit biri bile teoremler yürtebilirken, ülkenin idarecileri bu yıkımlardan nemalanmaya çalışıyor, birkaç yıkık ülkeden padişahım çok yaşa duymak için olur olmaz işler yapıyor ama geleceği görmeye çalışmıyorlardı veya görme kabiliyetleri yoktu. peki bunların terörle ne ilgisi var, devamını okuyun… »okumaya devam…

Osman Hamdi Bey – Kaplumbağa Terbiyecisi

Osman Hamdi Beyin Kaplumbağalar ve Adam, bilinen adıyla Kaplumbağa Terbiyecisi eseri…
Türk Sanat Tarihi için dönüm noktalarından bir adam, bir sanatçı bir aydın;

üç beş kaplumbağa ve yaşlı bir adamın arkasına sakladığı,
günümüzde bile olan bitene uyarlanabilen, düşündüren etkileyici eseri, tabiki anlayana…

Tablonun son ikametgahı Pera Müzesiymiş…
Günün birinde saatlerce izlemek, resmeylemek ve mümkünse orjinalini buraya eklemek istiyorum…
Osman Hamdi Bey için Kültür Bakanlığının hazrıladığı güzel bir sitede var tıklayın

sivas katliamı / madımak oteli ve zaman aşımı

çocuktum, insanlar ölmüştü uzağımızda ve çocuk olduğum gerçeğini değiştirmemişti bu. o günden bugüne düşüncelerimde çok şey değişti. ve şimdi yazmazsam, susarsam biliyorum ki bende yanacağım….

2 Temmuz 1993, Türkiye de birileri düşüncelerinden dolayı bir grup cani tarafından yakılmak istendi, 37 kişi yanarak öldü.

başlıktaki 2 cümleyide arama motoruna yazarak dilediğiniz kadar detaya ulaşabilir, bu ülkenin o dönemdeki durumunu, sivilini, askerini, yönetimini bütün gerçekleriyle tanıyabilirsiniz. Cumhurbaşkanı, başbakan ne demiş, gazeteler hangi manşetleri atmış, o dönemin siyasi ideolojileri katliamda nasıl rol almış, polisi, itfaiyesi, askeri vatandaşına nasıl hizmet etmiş….

Yıl 2012; aradan neredeyse 20 yıl geçmiş. şimdi aynı şeylerin tekrarını, aynı ideolojilerin uzantıılarını, biraz daha medeni haliyle yaşıyoruz. yüzlerce, binlerce kişi içinden yargılanan sadece 5-10 kişi kalmış, insan yakmak sıradanlaşmış, zaman aşımınada uğramış, kim duymuş, kim görmüş, kim hatırlamış ki şimdiler ne yapsın?…

Başbakanımız bile “hayırlısı olsun” dilekleriyle kamuoyu yoklamış, gelen tepkiler ile milletinin hala istediği kıvama gelmediğini anlayıp 1-2 gün içinde çark etmiş “haksız yere ceza çekenlerde var biz onları da düşünüyoruz” diyerek her zamanki gibi mazlumdan yana olan samimiyetini dile getirmiştir.

Sayın Başbakan; halk bu olayı her şekilde tartışır, savunur, fikir yürütür, eleştirir hatta insanlığına göre doğruda bulabilir.
Ama siz bu ülkenin lideri olarak; önce yanarak ölen 37 kişiyi düşünüp sonra haklı veya haksız yere hapis yatanları düşünmelisiniz. Zamanında mensubu olduğunuz ideolojiye, siyasi oluşuma saygısızlık yapmak istemediğinizi, desteklediğinizi bu kadar alenen ifşa etmemelisiniz.

Zaman aşımı, mahkeme, kanunlar falan hikaye; millete geçmişlerini hatırlatıp özür bekliyorsanız, uzatmadan sizde geçmişinizle yüzleşeceksiniz, Sivasta binlerce kişi toplanıp o oteli, içindekileri yakmaya çalışanları lanetleyeceksiniz, samimi olduğunuzu bu millete göstereceksiniz. Maalesef bunu yapamayacağınızı, bu sefer mazlumun yanında olmak istemediğinizi gördük. birbirimizi kandırmayalım, anlayana samimiyetiniz bir kez daha tescillendi, hayırlısı olsun…

Türkiye ve Adalet kavramları; basit futbol taraftar grupları için bile, bu kadar basit ama anlamlı malzeme olabilecek kadar rezilleşmiştir…

utanıyorum

utanıyorum artık. nasıl bir ülke nasıl bir devlet nasıl bir kültürün bireyi olduk. okul kantininin bile protesto edilmesine izin verilmiyor, kolluk güçleri ile daha çocuk yaşta korku damarlarımıza işleniyor, belleklerimize kazınıyor.

hani demokratikleşiyorduk sayın başbakan? bu mu demokratikleşme anlayışınız hiçbirşeye itiraz etmeyen, herşeyi kabullenen bir toplum mu?

tekel işçisine yapılanları  tv den izleyip sessiz kalan hey halk, evlatlarınıza jopun ucu gösteriliyor. buyurun lütfen hak ettiğiniz bu. sessiz kalmaya devam edin, yarın ucu size dokunduğunda bu öğrencinin sınıfta terk edilip tecrit edildiği gibi, sizde yalnız kalacaksınız caresizliğiniz ile…

utanıyorum artık, vatandaşın senden utanıyor devletim…

Savcı Sarıkaya senin ne haddine?

Hani özel yetkiliydiler?
Hani demokratikleşmeyi sağlayacaklardı?
Hani dokunulmazlara dokunulacaktı?
Hani her yeni soruşturmaya başladıklarında, her tutuklama kararı aldırdıklarında, büyüklerimiz çıkıp “yargı bağımsız” derdi?

Bu sefer demediler, hafızaları dondu kaldı, yasalarla mümkün değil dendi ama mümkün olduğu görüldü ve apar topar yasa teklifi verildi. Ne olduda Savcı Sarıkaya soruşturmadan alındı? Görevini kötü kullanmaktan.

Ne yapsaydı? Şöyle mi yapsaydı?
“efendilerim; biliyorum MİT sizin için çok çalıştı, müsteşarını da siz atadınız, yani MİT sizin hakim olmayı başardığınız size çalışan devlet kurumlarından biri. Şimdi biz soruşturmamız kapsamında, ucu eski ve yeni MİT çalışanlarına dayanan konular tespit ettik. Bunun için müsadeniz olursa falanca falanca kişileri bilgi almak amacıyla savcılığa davet edebilir miyiz?” mi deseydi acaba…

Yargı bağımsız ama yani o kadar da bağımsız değil sayın savcım, bi yere kadar… defalarca açıklamaya çalıştık şimdi tek cümlede özetlenmiş oldu, “yargı iktidarın sınırlarını çizdiği kadar bağımsız” ve sen sınırı aştın 🙂 »okumaya devam…

TÜRKİYE de adalet

Öncelikle; herkes gibi adalete inancım tam ve saygım sonsuz oludğunu belirtmeliyim, ki başıma bir iş gelmesin 🙂

Bu karikatürler benim üslubum değil ama bundan daha fazla iğrenir oldum adalet sistemimizden.

Neden?

Daha önce gazetelerin 3. sayfalarında okuyup şaşırdığımız ve zaman zaman adaletin kararına da şaşırdığımız haberlerden neredeyse hergün bir tanesi gündemimizde. Son 3-5 yılın yargı kararları, hayatımda tanıklık ettiğim en adaletsiz zaman dilimini yaşadığımı düşünmeme yetiyor.  İşçi eylemlerine katılanlar, tecavüzcülerler, gazeteciler, öğrenciler, adam kesenler, resaturant bombalayanlar, gazeteci öldürenler, baklava çalanlar, halkı dolandıranlar, halkın gözünün içine baka baka çalanlar, basılmadan bomba ilan edilen kitaplar, çocuk tecavüzcüleri, kaldırımda yaya ezenler vs vs vs…

ve kime ne ceza verdiği belli olmayan adalet sistemimiz!

Milletin adaletini boşverin, ateş olmayan yerden duman çıkmaz diyerek klasik Türk anlayışımızla, bize ne diyelim. Peki siz herhangi bir sebeple mahkeme salonlarına düşseniz, size adil bir yargılama uygulanacağına inanıyor musunuz? Hele hele sizin veya karşı tarafın adil bir ceza alacağına? lütfen dürüst olun…

Neyse; buraya destan yazsam, mevcut adalet sistemimizi ve milletimizin ruh halini kendime bile açıklayamam, yeniden sinir olduğum ile kalırım.

Bu iki Jonathan Shapiro karikatürü özetlememe yetti. Shapiro gibi acımasız ve net bir karikatürist ile de tanışma fırsatı bulmuş olum.  Daha fazla karikatürü için zapiro ya , Shapiro hakkında bilgi için ise Jonathan Shapiro tıklayabilirsiniz.

Kalk o koltuktan, milletin temsil hakkını yeme

Yıllar geçsede Türkiye yine aynı Türkiye. Yıl 2012 hala milletin çıkarlarından daha önemli kendi çıkarları.

Millet kendi hakkını temsil etsin diye vekil seçer,  hiçbir masraftan kaçınmaz vergisiyle padişah eyler, vekilliği biter süperinden emekli eder. İçlerinden çok azı çıkıp; burada çalışmak benim millete borcumdur der.

Milletvekili dediğin; partilisinin, memeleketlisinin, akrabasının, yandaşının, dostununun, mafyasının işini görmekten zaman kalırsa, önce kendi çıkarları için çalışır, yine zaman kalırsa millet için birkaç şey yapar. Kimse, sen ne yaptın, yapıyorsun diye hesap soramaz,  bizim milletimiz zaten hiç soramaz. 5 yıl sonra yedi sülalesi ile ömür boyu süperinden emekli olur gider. Şansı yaver giderse veya yaverleri iyi beslenmişse birkaç dönem daha bu saltanı sürer. Buna alışığız biz.

Ama alanen, milletin gözünün içine baka baka, egoları için, bencilliği için, çıkarları için  herşeyi yapmayı göze alanı görmemiştik, gördük.

Sen milletin vekili değil misin Hakan Şükür?
Sen millet için orada değil misin?
Sen bizim sorunlarımızı çözmek, fikrlerimizi dile getirmek, bizim için iyi olanı tartışmak için orada değil misin?
Sen fikir üretmek, bu fikirleri hayata geçirmek için orada değil misin?

Ne yapayım ben senin yorumculuğunu? Kamuoyunu, gündemi bu kadar meşgul etmek niye? Niye bu televizyon sevdan? Ne bu reyting hırsın? 2 tane kıytırık maçı yorumlayıp ne kazandıracaksın bu millete? Veya neyi yorumladında feyz aldık, ders aldık, ilham aldık?

Ne işin var orada sayın vekilim?
Bir kul değil sana oy veren kulların hakkını yiyiyorsun.
Kalk o koltuktan, milletin temsil hakkını yeme.

“Türkiye de hiç kimse DOKUNULMAZ DEĞİL” in özeti; muhalifsen “DOKUNULURSUN”

Özel yetkili savcılar (özel yetkili neyse? savcı dediğin cumhuriyet savcısıdır ve kamunun, milletin ilk elden en yetkili en özel avukatıdır. daha ne kadar özel olabilir) yine özel yetkileriyle bir çok kanun ile ama genelde bir kanun ile (suç örgütü kurmak. TCK nın 220. maddesi) herkesi önce içeriye alıyor.  Sonra tutuklular şanlıysa aylar veya yıllar sonra iddaname hazırlanıp yargılanma başlıyor.

Bu süreçlerin hepsinde; suçlananların taraftarından sivil itirazlar, eylemler, protestolar izliyoruz televizyonlarda. Protokol tribünlerinden; durum kendi çıkarlarınaysa “yargı bağımsızdır”, değilse “zehir zemberek açıklamalar” dinliyoruz. Birkaç zaman sonra unutuyoruz, bir gelişme, dava günü, protesto yürüyüşü ile yeniden hatırlıyoruz.

İlk zamanlar kamuoyu gibi düşünüp, ünlü atasözümüz kulağımda “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” ile acaba diyerek objektif izlemeye çalışıyordum. Suç var ise kim olduğu önemsenmeden yargılanmalı, cezasını çekmeliydi bana göre. “Sen benim kim olduğumu biliyor musun? ” diyenlere yıllardır kin beslemiş biri olarak Türkiye de bazı şeylerin değiştiğini, kurunun yanında yaşında şimdilik yanabileceğini ama masum olanların, tarafında olduğum inandığım insanların aklanacaklarını, kısa sürede serbest kalacaklarını düşünüyordum. Buna karşılık, ne kadar güçlü olursa olsun herkes cezasını çekecekti.

Artık bu şekilde düşünmüyorum. Çünkü; »okumaya devam…

UA-7250589-1