« yorum etiketiyle ilgili yazılar

#direngezi

bu site sahibi, sabaha karşı gezi parkındaki çadırlara polis tarafından hilal harekatı düzenlendiğinden bugüne kadar tüm kalbiyle sivil baş kaldırıyı desteklemektedir…
bu zulmü, kırmızılı kadına nefreti, bayrağa sıkılan suyu, tekerlikli sandalyedeki vatandaşı düşman askeri gibi püskürten tomayı, kapatılan mobese kameralarını, penguen belgeseli yayınlayan ve hiçbirşey yayınlamayan medyayı, ne yaptığını bilmez duruma gelen istanbul valisini, milletini kamplaştıran, bölen, birbirine düşüren yalancı başbakanını, palalısını, polisini  eleştirmeye devam edecektir…boyun_egme
kirmizili_kadin

palalı adam

dün palalı bir adam taksimde insanlara saldırdı,
polis onu sadece sakinleştirmeye çalıştı,
pala ile bir kadına vurdu ve sırtına tekme attı,
bunların hiçbiri üçüncü dünya ülkelerinden birinde,
diktatörlük ile yönetilen bir ülkede,
veya afrikada bir iç savaşta olmadı…

koskoca bir imparatorluğun devamındaki koskoca bir cumhuriyetin,
uğruna  nice savaşlar verilmiş kanlar dökülmüş,
imparatorluklara başkentlik yapmış,
dünyanın ender şehrinde,
kimine göre dünyanın kalbindeki yerde,
İstanbulda, İstanbulun orta yeri Taksim de oldu…

ve o adam serbest bırakıldı, o ülkenin bağımsız yargısı tarafından…”yargının kararına saygımız sonsuz” değil…
polis mi? üniformalı ve palasız olan mı?

YouTube Preview Image

31 Ekim 2012 “barikatı valla billa ben kaldırmadım”

Cumhuriyet Bayramındaki kutlamaları ve yürüyüşü  engellemek için polis barikatını kim kaldırdı?

Başbakan “barikatın kalkması için ben talimat vermedim, Cumhurbaşkanınında vereceğini sanmıyorum, çift başlı yönetim olmaz”

İçişleri Bakanı “kendiliğinden kalktı dedi, asıl polis şiddet gördü onun için gaz ve su sıktı”

Cumhurbaşkanı “bayramın ülkede nezih biçimde kutlanması için ilgililerin dikkatini çekmemden daha doğal birşey olamaz dedi. ayrıca memleket idaresinde ülke idaresinde çiftbaşlılık diye birşey olamaz”

Cumhuriyet Bayramı, istihbarat, vali, izinsiz yürüyüş, polis, barikat, gaz, su, türk bayrağına tekme, su, barikat kaldırma, akşama resepsiyon, iç işleri bakanı, cumhurbaşkanı, çift başlılık derken hoooooooooppppp gündem başkanlık sistemi…

son günlerin popüler cümlesi ile tanımlarsak  “48 saatte bu kadar saçmalığın yaşandığı hangi ülkedeyiz neyin kafasını yaşıyoruz”

29 EKİM 2012 CUMHURİYET BAYRAMI

çocukluğumdan bu yana bana öğretilen birkaç değerden biriydi cumhuriyet, bayrak, millet, vatan…

işte bu cumhuriyetin,
müki amiri valisi; “istihbarat aldık, olaylar çıkacak, izinsiz kutlamaya izin vermeyeceğiz” dedi, engelledi…
milleti; “kutlayacağız, bayramımızı kutlamamız engellenemez” dedi, kutladı…
polisi; “benim için türk, pkk bayrağı farketmez, sallarım jopumu, sıkarım gazımı-suyumu,” dedi, sıktı…
ülkesi; “herşeyi izlediği gibi olup biteni tv lerden, rahatla, yerimden izlerim” dedi, izledi…
başbakanı; “benim fikirlerime karşı olan, muhalefet eden  herkes teröristtir, holigandır” dedi, bir kez daha bu ülkeyi böldü…
cumhurbaşkanı; “resepsiyonumu veririm, geçerim, vatandaşa su sıkılmış, jop verilmiş beni ilgilendirmez” dedi, ilgilenmedi…

bugünki demokratik anlayışımızla nasıl 12 Eylül 1980 ve yaşananları anlamakta zorlanıyorsak, yıllar sonra bu olayları biryerlerden (korkak basın arşiv bırakamaya niyetli değil onun için biryerler diyorum) okuyan, öğrenen gençler 29 Ekim 2012 yi anlamayacak. 12 Eylül 1980 in sorumlularına duyulan nefretin benzeri 29 Ekim 2012 ler artarsa, sorumluları içinde olasıdır…

ey Türk genci, vatandaşı, insanı; biz 29 ekim 2012 yi Türk Bayrağını tekmeleyerek, bayramını kutlayan vatandaşının üzerine 2 ton su ve biber gazı sıkarak kutladık…olaylar çıkacağına dair istihbarat almıştık,doğru çıkmayınca o bayrağın teminatlarından Türk Polisi ile olayları biz çıkardık. asıl amacımız halkı cumhuriyet uğruna bir araya getirmemek, parçalamak, gücünü sınamak veya bundan sonrası için olacaklardan haberdar edip gözdağı vermekti…halkı bölene, duyarsızlaştırana, türk bayrağını eline alıp kutlama yapanları kamuoyunda teröristleştirene kadar eylemlerimiz artarak devam edecektir…TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ

 

25 şehit, taziyede kaymak plaket, hindistan mıyız pakistan mı?

tarih bugünü; 05.09.2012 de Afyon da askeri cephanelikte patlama nedeniyle 25 askerimizin şehit olması olarak hatırlayacak, gerisini muhtemelen unutacak…

Türk Silahlı Kuvvetlerinin cephaneliği patlıyor, felaketin ardından yangın çıkıyor, 25 askerimizin şehit olduğunu öğreniyoruz. Ardından Orman ve Su İşleri Bakanın açıklama yapıyor “kaza, Pakistan ve Hindistan’da da oldu”. TSK, Genel Kurmay veya Savunma Bakanlığı değil Orman Bakanı. Açıklaması, açıklamayı yapandan vahim.

Yetmiyor; Genel kurmay Başkanı Afyona gidiyor, valiye taziye ziyaretinde, Başkana kaymak, plaket veriyor. 25 askeri şehit düşmüş ordunun başı, akılsız, utanması olayan, askerine üzülmeyen, beş para etmeyen bir kukla olduğunu basına poz vererek teyit ediyor. bu mu ordunun başındaki adam? vah vah…

25 askeri pisi pisine şehit olmuş devletin Başbakanı, yardımcısı, Savunma Bakanı değil Orman Bakanı açıklama yaparak şehitleri ne kadar önemsediğini gösteriyor zaten. Hadi onların umurunda değil biliyoruz,  Genel Kurmay Başkanı hiç mi üzüntü içinde değildir, hiç mi utanmaz da akılsız valiye diyemez, “ne kaymağı ne plaketi benim insan içine çıkacak yüzüm yok, üzüntümüz var” diye?

Uyu sen Türkiyem uyu. Davosta one minute derler, meydanlarda laneti okurlar, tweetirden kınama, içimiz yandı çiğerimiz parçalandı, üç beş milliyetçi palavra sallarlar kanarsın. zaten balık hafızanla bunları hatırlamazsın. senin derdin, birileri ölmesinde bu akşamki eğlencen bozulmasın… tatlı rüyalar Türkiye…

insanın sövesi geliyor;
o cephanelikte o işi gece gece yaptıran komutanın,
o açıklamaları yapan orman bakanının,
milletin can derdinde olduğu günde, reklam derdinde olan valinin,
hayatımda gördüğüm en akılsız, arsız Genel Kurmay Başkanının,
25 şehidin hesabını vermek yerine millete bok atan Başbakanın,
Hindistan mıyız, Pakistan mıyız diye düşündüren bu devletin…….

not: sayın Başbakanımız bugünde çıkıp, emekli generaller  ihanet ediyor diyor, tv programlarına çıkıp konuşuyorlarmış. sen daha 25 şehidin hesabını Orman Bakanına verdiyorsun, kalkmışsın millete laf söylüyorsun…milletin içi kan ağlıyor, sen muhalefete tahammülsüzlüğün derdindesin…Kuklana söyle de sana kaymak getirsin… bir de siz bu kafayla terörü bitireceksiniz, güldürmeyin…

görüşlerim ve insanlığım

tamamıyla hem fikir olduğum bir siyasi görüş veya ideoloji yok. çünkü benim düşüncülerime hiçbiri tam anlamıyla cevap vermiyor. her görüş, siyaset, ideoloji önce kendi çıkarlarını koruma, sonra üyelerine hizmet etme amacında. bunun için kendimi bildim bileli, bütün siyasi görüşleri anlamaya çalışarak, kendi görüşlerimi olgunlaştırmaya çalıştım, oluşturduğum görüşlere göre hareket etmeye uğraştım.

bugün otobüste; kendi görüşlerimden dolayı normalde duyarsız (nötr) kalmaya çalışacağım bir karşı görüşe, olumlu yönde etkisiz kalamadım. bir anda farkına vardım ki; düşüncelerimiz, insanlığımızın önüne geçebiliyor, utandım. dünya yıkılsa, her ne olursa olsun herkese eşit olunması, asla ayrımcılık yapılmamasını savunan ben, acaba şimdiye kadar bu ayrımcılığı ister istemez kaç kere yapmıştım?

bunları farkına varıyor, düşünüyor olmak muhtemelen olgunlaşmayla ilgili. görüşlerimizin, insanlığımızın önüne geçmesine izin vermemeliyiz…ancak bunları düşünürken kulağımın misafirliği, toplumumuzun bu olgunlaşmanın çok uzağında olduğunu söylemesi üzücü…

bundan sonra daha dkkatli olacağım, düşüncelerimin, görüşlerimin; insanlığımın önüne geçmesine izin vermeyeceğim….

Yılmaz Özdil – TCDD

bu adamın hayranıyım çünkü felsefesi basit; adamda boş laf yok;
“al sana bilgi, al bu da sapı, kapağıda al, işte kapı yürrrüü”…

adamda hiç tek hareket ve sonrasında alkış beklentisi yok, hep bol hareket, okuyanı sersemleten cümleler, bilgi bombardımanı, kısacası combo combo üstüne, aparkatlar, kroşeler ve son….

yazılarını okuyup bitirdiğinizde, abondone olmuş bir beyne ve ağızdan çıkan “vay bee” ile olduğunuz yerde kalıyorsunuz….

son günlerin gündemi TCDD hakkındaki yazısına, TCDD resmi bir açıklama yapmış. sonrasında ikinci bir yazı yazmak zorunda kalmış…TCDD de mantıklı birileri olsaydı bu adama tokat atmaya çalışmanın anlamsız olduğunu tahmin edebilirdi…

ilk yazısı http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/21299526.asp

cevap yazısı 🙂 http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/21320766.asp

bu arada düşüncelerine yine hakim olamayıp açık veren sayın başbakanımızın, cumhuriyetimizin ilk 10 yılını aşağılaması ve  kendilerinin dönemi ile kıyaslamaya çalışacak kadar şirazeyi kaydırması, unutulmasın, gülünesi…4:50 izle…
YouTube Preview Image

Türkiyenin çalgılı çengili felaket haberleri

bir ülke nasıl duyarsız hale getirilir, işte örneği…sistematik uygulanan gerçek bu, uyu Türkiye…

Gaziantep vilayetimizde bomba patlar, insanlar ölür, onlarca yaralı, ama haber kanalı dahi vur patlasın çal oynasın…ama son dakika ile haberciliğini yapmış, en altta da başka ateş düşmüş bir evin evladının toprağa verilme haberi…artık felaket haberilerini koyacak yer kalmamış vaziyette… ama çalalım oynayalım, bayramdayız değil mi? iki gün sonrada kıçı kuruda adamları toplarlar bir açık oturum yaparlar, halka izletirler olur sana en kral habercilik…

ya devletin 1 numaralı kanalı? “şabanoğlu şaban” ile bırakın bir son dakika bilglendirmesini, 25 yıllık filmler ile bu milleti uyutmayı başarabiliyorsa söylenecek çok şey yok…yahu kes yayını 5 dakka haberdar et, bak kızılay yaralılar için kan arıyor, bir duyuru yap…reklam, az sona falanca film, birde parti cingıllı bayram reklamı, devammmm….ölen ölmüş kime ne….tarih 20 ağustos 2012 yaz Türkiyem…

tamam propagadansına ortak olmayalım ama bu kadar duyarsız bir toplum da olmayalım?

neyse bende bir film izleyeyim, güvende, sıcak evimde,  nasılsa bana dokunan birşey yok, klavyemin başında da bir iki şey sallar, lanetlerim ohhh… Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı bile öyle yapmıyor mu benim neyim eksik…önce lanet, ölenlere rahmet, başsağlığı sonra gelsin ankara evleri, ziyaret, hamamönü…

terörle mücadele çok iyi gidiyor -muş, çok şükür

Bugünlerde Türkiye, terörle mücadele konusunda şimdiye kadar tanık olmadığım, olmadığımız günler yaşıyor. Oragnize, planlı, zamanlaması harika, düğmeye basılmış gibi bir süreç sahneleniyor. Yazmaya başladığım ama zaman bulup devam edemediğim bir yazımın varacağı veya üzerinden geçeceği yer bugünlerde olanlardı (tıkla oku). afrikada başlayıp ortadoğuda devam eden büyük projenin domino etkisi artık kapımızda, sınırımızda. Aynı okyanusa kıyısı olan çoğrafyada, tsunami dalgalarının bize ulaşmayacağını düşünmek ahmaklıktı. Benim gibi basit biri bile teoremler yürtebilirken, ülkenin idarecileri bu yıkımlardan nemalanmaya çalışıyor, birkaç yıkık ülkeden padişahım çok yaşa duymak için olur olmaz işler yapıyor ama geleceği görmeye çalışmıyorlardı veya görme kabiliyetleri yoktu. peki bunların terörle ne ilgisi var, devamını okuyun… »okumaya devam…

Osman Hamdi Bey – Kaplumbağa Terbiyecisi

Osman Hamdi Beyin Kaplumbağalar ve Adam, bilinen adıyla Kaplumbağa Terbiyecisi eseri…
Türk Sanat Tarihi için dönüm noktalarından bir adam, bir sanatçı bir aydın;

üç beş kaplumbağa ve yaşlı bir adamın arkasına sakladığı,
günümüzde bile olan bitene uyarlanabilen, düşündüren etkileyici eseri, tabiki anlayana…

Tablonun son ikametgahı Pera Müzesiymiş…
Günün birinde saatlerce izlemek, resmeylemek ve mümkünse orjinalini buraya eklemek istiyorum…
Osman Hamdi Bey için Kültür Bakanlığının hazrıladığı güzel bir sitede var tıklayın

sivas katliamı / madımak oteli ve zaman aşımı

çocuktum, insanlar ölmüştü uzağımızda ve çocuk olduğum gerçeğini değiştirmemişti bu. o günden bugüne düşüncelerimde çok şey değişti. ve şimdi yazmazsam, susarsam biliyorum ki bende yanacağım….

2 Temmuz 1993, Türkiye de birileri düşüncelerinden dolayı bir grup cani tarafından yakılmak istendi, 37 kişi yanarak öldü.

başlıktaki 2 cümleyide arama motoruna yazarak dilediğiniz kadar detaya ulaşabilir, bu ülkenin o dönemdeki durumunu, sivilini, askerini, yönetimini bütün gerçekleriyle tanıyabilirsiniz. Cumhurbaşkanı, başbakan ne demiş, gazeteler hangi manşetleri atmış, o dönemin siyasi ideolojileri katliamda nasıl rol almış, polisi, itfaiyesi, askeri vatandaşına nasıl hizmet etmiş….

Yıl 2012; aradan neredeyse 20 yıl geçmiş. şimdi aynı şeylerin tekrarını, aynı ideolojilerin uzantıılarını, biraz daha medeni haliyle yaşıyoruz. yüzlerce, binlerce kişi içinden yargılanan sadece 5-10 kişi kalmış, insan yakmak sıradanlaşmış, zaman aşımınada uğramış, kim duymuş, kim görmüş, kim hatırlamış ki şimdiler ne yapsın?…

Başbakanımız bile “hayırlısı olsun” dilekleriyle kamuoyu yoklamış, gelen tepkiler ile milletinin hala istediği kıvama gelmediğini anlayıp 1-2 gün içinde çark etmiş “haksız yere ceza çekenlerde var biz onları da düşünüyoruz” diyerek her zamanki gibi mazlumdan yana olan samimiyetini dile getirmiştir.

Sayın Başbakan; halk bu olayı her şekilde tartışır, savunur, fikir yürütür, eleştirir hatta insanlığına göre doğruda bulabilir.
Ama siz bu ülkenin lideri olarak; önce yanarak ölen 37 kişiyi düşünüp sonra haklı veya haksız yere hapis yatanları düşünmelisiniz. Zamanında mensubu olduğunuz ideolojiye, siyasi oluşuma saygısızlık yapmak istemediğinizi, desteklediğinizi bu kadar alenen ifşa etmemelisiniz.

Zaman aşımı, mahkeme, kanunlar falan hikaye; millete geçmişlerini hatırlatıp özür bekliyorsanız, uzatmadan sizde geçmişinizle yüzleşeceksiniz, Sivasta binlerce kişi toplanıp o oteli, içindekileri yakmaya çalışanları lanetleyeceksiniz, samimi olduğunuzu bu millete göstereceksiniz. Maalesef bunu yapamayacağınızı, bu sefer mazlumun yanında olmak istemediğinizi gördük. birbirimizi kandırmayalım, anlayana samimiyetiniz bir kez daha tescillendi, hayırlısı olsun…

Türkiye ve Adalet kavramları; basit futbol taraftar grupları için bile, bu kadar basit ama anlamlı malzeme olabilecek kadar rezilleşmiştir…

utanıyorum

utanıyorum artık. nasıl bir ülke nasıl bir devlet nasıl bir kültürün bireyi olduk. okul kantininin bile protesto edilmesine izin verilmiyor, kolluk güçleri ile daha çocuk yaşta korku damarlarımıza işleniyor, belleklerimize kazınıyor.

hani demokratikleşiyorduk sayın başbakan? bu mu demokratikleşme anlayışınız hiçbirşeye itiraz etmeyen, herşeyi kabullenen bir toplum mu?

tekel işçisine yapılanları  tv den izleyip sessiz kalan hey halk, evlatlarınıza jopun ucu gösteriliyor. buyurun lütfen hak ettiğiniz bu. sessiz kalmaya devam edin, yarın ucu size dokunduğunda bu öğrencinin sınıfta terk edilip tecrit edildiği gibi, sizde yalnız kalacaksınız caresizliğiniz ile…

utanıyorum artık, vatandaşın senden utanıyor devletim…

Savcı Sarıkaya senin ne haddine?

Hani özel yetkiliydiler?
Hani demokratikleşmeyi sağlayacaklardı?
Hani dokunulmazlara dokunulacaktı?
Hani her yeni soruşturmaya başladıklarında, her tutuklama kararı aldırdıklarında, büyüklerimiz çıkıp “yargı bağımsız” derdi?

Bu sefer demediler, hafızaları dondu kaldı, yasalarla mümkün değil dendi ama mümkün olduğu görüldü ve apar topar yasa teklifi verildi. Ne olduda Savcı Sarıkaya soruşturmadan alındı? Görevini kötü kullanmaktan.

Ne yapsaydı? Şöyle mi yapsaydı?
“efendilerim; biliyorum MİT sizin için çok çalıştı, müsteşarını da siz atadınız, yani MİT sizin hakim olmayı başardığınız size çalışan devlet kurumlarından biri. Şimdi biz soruşturmamız kapsamında, ucu eski ve yeni MİT çalışanlarına dayanan konular tespit ettik. Bunun için müsadeniz olursa falanca falanca kişileri bilgi almak amacıyla savcılığa davet edebilir miyiz?” mi deseydi acaba…

Yargı bağımsız ama yani o kadar da bağımsız değil sayın savcım, bi yere kadar… defalarca açıklamaya çalıştık şimdi tek cümlede özetlenmiş oldu, “yargı iktidarın sınırlarını çizdiği kadar bağımsız” ve sen sınırı aştın 🙂 »okumaya devam…

TÜRKİYE de adalet

Öncelikle; herkes gibi adalete inancım tam ve saygım sonsuz oludğunu belirtmeliyim, ki başıma bir iş gelmesin 🙂

Bu karikatürler benim üslubum değil ama bundan daha fazla iğrenir oldum adalet sistemimizden.

Neden?

Daha önce gazetelerin 3. sayfalarında okuyup şaşırdığımız ve zaman zaman adaletin kararına da şaşırdığımız haberlerden neredeyse hergün bir tanesi gündemimizde. Son 3-5 yılın yargı kararları, hayatımda tanıklık ettiğim en adaletsiz zaman dilimini yaşadığımı düşünmeme yetiyor.  İşçi eylemlerine katılanlar, tecavüzcülerler, gazeteciler, öğrenciler, adam kesenler, resaturant bombalayanlar, gazeteci öldürenler, baklava çalanlar, halkı dolandıranlar, halkın gözünün içine baka baka çalanlar, basılmadan bomba ilan edilen kitaplar, çocuk tecavüzcüleri, kaldırımda yaya ezenler vs vs vs…

ve kime ne ceza verdiği belli olmayan adalet sistemimiz!

Milletin adaletini boşverin, ateş olmayan yerden duman çıkmaz diyerek klasik Türk anlayışımızla, bize ne diyelim. Peki siz herhangi bir sebeple mahkeme salonlarına düşseniz, size adil bir yargılama uygulanacağına inanıyor musunuz? Hele hele sizin veya karşı tarafın adil bir ceza alacağına? lütfen dürüst olun…

Neyse; buraya destan yazsam, mevcut adalet sistemimizi ve milletimizin ruh halini kendime bile açıklayamam, yeniden sinir olduğum ile kalırım.

Bu iki Jonathan Shapiro karikatürü özetlememe yetti. Shapiro gibi acımasız ve net bir karikatürist ile de tanışma fırsatı bulmuş olum.  Daha fazla karikatürü için zapiro ya , Shapiro hakkında bilgi için ise Jonathan Shapiro tıklayabilirsiniz.

Kalk o koltuktan, milletin temsil hakkını yeme

Yıllar geçsede Türkiye yine aynı Türkiye. Yıl 2012 hala milletin çıkarlarından daha önemli kendi çıkarları.

Millet kendi hakkını temsil etsin diye vekil seçer,  hiçbir masraftan kaçınmaz vergisiyle padişah eyler, vekilliği biter süperinden emekli eder. İçlerinden çok azı çıkıp; burada çalışmak benim millete borcumdur der.

Milletvekili dediğin; partilisinin, memeleketlisinin, akrabasının, yandaşının, dostununun, mafyasının işini görmekten zaman kalırsa, önce kendi çıkarları için çalışır, yine zaman kalırsa millet için birkaç şey yapar. Kimse, sen ne yaptın, yapıyorsun diye hesap soramaz,  bizim milletimiz zaten hiç soramaz. 5 yıl sonra yedi sülalesi ile ömür boyu süperinden emekli olur gider. Şansı yaver giderse veya yaverleri iyi beslenmişse birkaç dönem daha bu saltanı sürer. Buna alışığız biz.

Ama alanen, milletin gözünün içine baka baka, egoları için, bencilliği için, çıkarları için  herşeyi yapmayı göze alanı görmemiştik, gördük.

Sen milletin vekili değil misin Hakan Şükür?
Sen millet için orada değil misin?
Sen bizim sorunlarımızı çözmek, fikrlerimizi dile getirmek, bizim için iyi olanı tartışmak için orada değil misin?
Sen fikir üretmek, bu fikirleri hayata geçirmek için orada değil misin?

Ne yapayım ben senin yorumculuğunu? Kamuoyunu, gündemi bu kadar meşgul etmek niye? Niye bu televizyon sevdan? Ne bu reyting hırsın? 2 tane kıytırık maçı yorumlayıp ne kazandıracaksın bu millete? Veya neyi yorumladında feyz aldık, ders aldık, ilham aldık?

Ne işin var orada sayın vekilim?
Bir kul değil sana oy veren kulların hakkını yiyiyorsun.
Kalk o koltuktan, milletin temsil hakkını yeme.

“Türkiye de hiç kimse DOKUNULMAZ DEĞİL” in özeti; muhalifsen “DOKUNULURSUN”

Özel yetkili savcılar (özel yetkili neyse? savcı dediğin cumhuriyet savcısıdır ve kamunun, milletin ilk elden en yetkili en özel avukatıdır. daha ne kadar özel olabilir) yine özel yetkileriyle bir çok kanun ile ama genelde bir kanun ile (suç örgütü kurmak. TCK nın 220. maddesi) herkesi önce içeriye alıyor.  Sonra tutuklular şanlıysa aylar veya yıllar sonra iddaname hazırlanıp yargılanma başlıyor.

Bu süreçlerin hepsinde; suçlananların taraftarından sivil itirazlar, eylemler, protestolar izliyoruz televizyonlarda. Protokol tribünlerinden; durum kendi çıkarlarınaysa “yargı bağımsızdır”, değilse “zehir zemberek açıklamalar” dinliyoruz. Birkaç zaman sonra unutuyoruz, bir gelişme, dava günü, protesto yürüyüşü ile yeniden hatırlıyoruz.

İlk zamanlar kamuoyu gibi düşünüp, ünlü atasözümüz kulağımda “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” ile acaba diyerek objektif izlemeye çalışıyordum. Suç var ise kim olduğu önemsenmeden yargılanmalı, cezasını çekmeliydi bana göre. “Sen benim kim olduğumu biliyor musun? ” diyenlere yıllardır kin beslemiş biri olarak Türkiye de bazı şeylerin değiştiğini, kurunun yanında yaşında şimdilik yanabileceğini ama masum olanların, tarafında olduğum inandığım insanların aklanacaklarını, kısa sürede serbest kalacaklarını düşünüyordum. Buna karşılık, ne kadar güçlü olursa olsun herkes cezasını çekecekti.

Artık bu şekilde düşünmüyorum. Çünkü; »okumaya devam…

Teşekkürler Taner Yıldız


Teşekkürler Sayın Bakanım.

“Sayın” kelimesini makamının saygınlığından , “Bakanım” kelimesini hemşehrimiz olmasından dolayı kullanmadığımız devlet adamı.

Alkışlıyoruz ama bu iltifatları hak etmenin ötesinde, daha büyük sonuçlar doğuran bir eylem olduğu için. Belki siz bile bunun farkında değilsiniz ama olacaksınız. Neden mi? yazımın devamında… »okumaya devam…

TÜRKİYE’NİN SICAK GÜNDEMİ – 1

Türkiye son aylarda inanılmaz bir gündem yaşıyor. Herkes konuşuyor herkes açıklamaya, anlamaya çalışıyor. Gündeminin perde arkası uzun bir sürece dayanıyor. One Minute bir başlangıç mıdır emin değilim. Klasik anlık popülist bir çıkış olabilir veya lezzetli sonuçları görüldüğünde bugün izlediğimiz filimin fikir babası olabilir. Gündemdeki herşeyin anlık olmadığı kesin.

Mavi Marmara veya Gazze Filosuna İsrail saldırısı sonrası Türkiye ilk defa soğukkanlı davrandı. Heyecanlı Türk zihniyetiyle ayağa kalkıp bilinçsizce bağırmak yerine, kızgınlığını beklenmedik sakinlikte ama yine yüksek perdeden, üstelik uluslararası boyuta taşıdı. Dışişlerinin ve Hükümetin bu tutumu, Mavi Marmarının olası sonuçlarının öncesinde iyi değerlendirilip, ertesi durumlarda ne yapılacağının harika planlanmış olması mıydı? Yoksa Türkiye için aktörler rollerini doğru oynamış ve film senaryoya uygun mu başlamıştı? »okumaya devam…

seçim ertesi 13 Haziran

tahmin ettiğim gibi…
seçimler bitti, herkes pirüpak, ter tertemiz beyefendi olmuşlar. söylemler değişmiş, mahalle kabadayılarının, sınır tanımayan aşağılamaların yerini; ciddi, sahte samimi, önemli, iyi giyimli, büyük adamlar almış. değil Türkiye’yi, bıraksan dünyayı, evreni yönetecek vizyona, vasıflara sahip sanmamamız için hiçbir sebep yok.

İşte herşey bu kadar sahte….o çirkeflikler sadece 3-5 fazla oy ve 2-3 fazla pahalı takım elbiseli adam içindi… »okumaya devam…

12 Haziran Seçim 2011

her seçimde olduğu gibi son dakikaya kadar kavga, gürültü. herşeyin bir kenara bırakıldığı, son derece saygsız, sinirli, aşağılayıcı hitaplar, söylemler, diyaloglar. hem de gözümüzüm önünde; meydanlarda, televizyonlarda ve artık internette.
ne için? kazanmak için, bir oy için, koltuk için…

miting alanarında her an içinden canavar çıkacak gibi kükreyen, azgın, saldırgan, kontrolsüz, salyaları akıtan politikacılar; 13 Haziran sabahı artık sakinleşmiş, istediğini almış, kazanmış ve en önemlisi ütülü, pahalı takım elbisesiyle, saygınlık kazanmış olacaklar. »okumaya devam…

UA-7250589-1