Teşekkürler Taner Yıldız


Teşekkürler Sayın Bakanım.

“Sayın” kelimesini makamının saygınlığından , “Bakanım” kelimesini hemşehrimiz olmasından dolayı kullanmadığımız devlet adamı.

Alkışlıyoruz ama bu iltifatları hak etmenin ötesinde, daha büyük sonuçlar doğuran bir eylem olduğu için. Belki siz bile bunun farkında değilsiniz ama olacaksınız. Neden mi? yazımın devamında…

Çünkü yıllarca demokratikleşeceğiz söylemleri artık o kadar boş sözlerdi ki bu millet için, birisi demokrasiden bahsetse orada anti demokratik birşeyler oluyor olacak şüphesindeydik.

Bu ülkenin çoğunluğunu arkasına alarak iktidara gelen partinizin “demokratikleşeceğiz” nidalarının aksine, her alanda protestolara tahammülsüz eylemleri dahada demokrasi inancımızı ümitsizleştirdi, hatta bitirdi. Sizleride gözümüzde iki yüzlü riyakar hale getirdi. Mısır da meydanlarda toplanan, Suriye de hakkını arayan halklar sizin nazarınızda haklıydı ama örneğin işsiz kalma korkusuyla toplanan Tekel İşçilerinin eylemi, öğrencilerin inandıkları şey uğruna attıkları slogan veya kürsünüze atılan yumurta KARŞILIKSIZ kalmamalıydı.  İşçiler Yunan Askeri muamelesiyle Akdenize pardon suni göle dökülmeli, öğrenciler birkaç yıldan başlayan hapis cezaları ile yargılanmalı, yumurta atan eller kırılmalı fişlenmeliydi. Bu eylemleri gerçekleştirenler haklıydı veya haksızdı bunu tartışmıyor insanlar. Eylemlerine tahammülsüzlük ve sonucunda orantısız güç haklarımıydı sorun bu? hani demokratiktik ve birbirimizi dinleyebilirdik?

Ve ugün yani 16 aralık 2011 de izlediğimiz görüntüler. Türkiye de bir bakan, protestocusundan ve söylemlerinden KORKMADI, güclüyüm zedelenirim, makamım saygısızlığa uğrar, devletim ben nasıl olur bre zındık demedi. Eylemi gerçekleştireni bertaraf etmede uzman korumalarına sesini yükseltti, protestocusuna sahip çıktı. Hani saniyeler önce ondan farklı düşünen ve protesto eden insan ile aynı seviyede bir masada (yukarıdan değil, sen sus ben konuşacağım, otorite benim demeden bu çok önemli) brilikte yanyana oturarak özgürce konuşmasını sağladı.

Yani tarihte bugün bir Türk Bakan burnundan kıl verdi ama kocaman alkışlarımızı aldı. Hemde gerçek ÇOĞUNLUKTAN, hani sadece oyunu aldığı, tarafındaki taraflardan değil, hepimizden.

Siz ne yaptığınızın hala farkında değilseniz başka bir açıdan bakalım. Bu millet yaklaşık 10 yılda 2 balkon konuşması dinledi. O konuşmalarda taraflı tarafsız “acaba olacak mı? hepimiz aynı anda kucaklanabilecek miyiz bu sefer” diye ümid etti. Sonrasında 1 ay geçmeden gerçekle yüzleştiği “Demokratlığıma laf söyletmem, kodumu oturturum” denmişti, yanlış anlamışlardı. Ne balkonda keramet vardı, ne de Amerikan vari kutlama konuşmaları demokrasiyi arttırıyordu. Bunlar ile sadece ambalaj benzetemişti ama mal yine aynıydı. Sokakta oynarken annemizin balkondan kızarak bizi çağırması ve dediğini yapmadığımızda karşılaşacağımız otorite kadar demoratikti seçim gecesi balkon.

Hep temkinli olduğumuz, İran a şirin görünsün, doğalgazı ucuza alalım diye sakallı bakan atandı diye paranoya yaptığım :), Erbakan dönemi kurmaylarını anımsatan, çok sempati beslemediğim adam. Popülist, sevimli gözükme amaçlı, “bakın demokratız işte” dedirtmek için tek seferlik bir tutum olmadığını, her ortamda zor şartta demokratlığınızı koruyacağınızı umuyoruz.

Çocuğunuzun elbisesinin yakasını düzeltir gibi protestocusunun yakasını düzelten adamı bir gün çocuklarıma anlatabilmeyi umuyorum. Teşekkürler

 

* Bakanım izninizle benimde ilgili konularınızda protestom var 🙂  Nükleer şart mı? Dünyada herkeste var bizde niye olmasın mantığıyla neden bu işe giriyoruz. Varsın karanlıkta kalalım. Diyebilirsiniz ki bu ülkenin insanlarının gelecek çıkarları için bu şart, öyleyse referandum yapalım. Belki karanlıkta kalmayı tercih edeceğiz. Şunu diyemez miyiz; “evet dünyada var ama bizde olmayacak, çünkü halkım istemiyor”. Dünyaya her konuda ayak mı uydurmalıyız, uniq olamaz mıyız?

 

 

 

Yorumlar (0)

› henüz yorum yok

Bir Cevap Yazın

UA-7250589-1