“Türkiye de hiç kimse DOKUNULMAZ DEĞİL” in özeti; muhalifsen “DOKUNULURSUN”

Özel yetkili savcılar (özel yetkili neyse? savcı dediğin cumhuriyet savcısıdır ve kamunun, milletin ilk elden en yetkili en özel avukatıdır. daha ne kadar özel olabilir) yine özel yetkileriyle bir çok kanun ile ama genelde bir kanun ile (suç örgütü kurmak. TCK nın 220. maddesi) herkesi önce içeriye alıyor.  Sonra tutuklular şanlıysa aylar veya yıllar sonra iddaname hazırlanıp yargılanma başlıyor.

Bu süreçlerin hepsinde; suçlananların taraftarından sivil itirazlar, eylemler, protestolar izliyoruz televizyonlarda. Protokol tribünlerinden; durum kendi çıkarlarınaysa “yargı bağımsızdır”, değilse “zehir zemberek açıklamalar” dinliyoruz. Birkaç zaman sonra unutuyoruz, bir gelişme, dava günü, protesto yürüyüşü ile yeniden hatırlıyoruz.

İlk zamanlar kamuoyu gibi düşünüp, ünlü atasözümüz kulağımda “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” ile acaba diyerek objektif izlemeye çalışıyordum. Suç var ise kim olduğu önemsenmeden yargılanmalı, cezasını çekmeliydi bana göre. “Sen benim kim olduğumu biliyor musun? ” diyenlere yıllardır kin beslemiş biri olarak Türkiye de bazı şeylerin değiştiğini, kurunun yanında yaşında şimdilik yanabileceğini ama masum olanların, tarafında olduğum inandığım insanların aklanacaklarını, kısa sürede serbest kalacaklarını düşünüyordum. Buna karşılık, ne kadar güçlü olursa olsun herkes cezasını çekecekti.

Artık bu şekilde düşünmüyorum. Çünkü;

Yazılmış ama daha basılmamış bir kitap için insan kaç gün tutuklu yargılanabilir? “Kitabı ile bomba banzetmesi yapması antidemokratik durumu yeterince açıklıyor.

Şike yapmış biri kaç kişinin katilidir ki 100 yıldan fazla ceza talep edilir? Erik, kiraz siparişli telefon görüşmeleri iddaname kayıtlarındayken.

Ergenekon ülkeyi yıkmayı planlayan bu kadar büyük bir suç örgütü ise nasıl olurda kaç yıldır deliller toplanamaz ve yargılama tamamlanıp karara bağlanamaz? Tutuklular ecelleriyle ölmesi mi beklenmektedir?

Yalçın Küçük koyun güdecek basirette değilken ülkenin bu adamdan bu kadar korkması niyedir?

KCK yı savunmuyorum elbette ama KCK kapsamında tutuklanmak marketten alışveriş yapmak kadar kolaylaşmamış mıdır? Eski DGM tutuklama kararlarından farkı nedir?

Parasız eğitimi savunmak, hapse girmek, yargılanmak ve aşağılanmak için yeterlidir. Hele ki öğrenciysen hiç değilse fişlenmek için yargılanmalı mısın? Üzgünüz, bu iktidarın muhalif, protestocu, yumurta sever öğrenciye tahammülü yokken, sen kimsin ki parasız eğitim dersin. Hele cumhuriyet ile yönetilen sosyal bir devletin iliklerine kadar kapitalizm pompalanırken.

Eski Genel Kurmay Başkanın yıllarca ordu gibi devasa örgüte liderlik yapmış ama bir darbe yapamamıştır. Aradan yıllar geçtikten sonra sonra suç örgütü kurma ve yönetme suçlamasıyla içeri alınması saçmalık değil midir? (Orduyu yönetirken bu yapılsaydı analayabilirdim. Teşebbüs etmiş ve etme ihtimali olabilirdi. Emekli olmuş, iş bitmiş, neden şimdi?)

Bunlar yaşanırken, adalete inancımız tamdır. Hukuka herkesin saygısız sonsuzdur. Palavra cümleler. Bu cümleleri kim söylüyorsa anlayın ki o dava ona ve yandaşlarına ucu dokunmuyordur. Yada bu kaosun içinde gerçekten hukuka saygı duymak istiyordur.

Hayır, ben vatandaş olarak Türkiye deki adalete hiçbir zaman tam anlamıyla güvenmedim ve saygı göstermek zorunda olduğumu düşünmedim. Gazetelerin 3. sayfa haberlerinde, falanca iğrenç suçtan yargılanan falanca kişinin serbest kaldığını okuduğumda veya yine varlıklının, nüfuslunun lehinde sonuçlanmış bir dava haberinde tek aklıma gele şey adalet sistemimizden iğrendiğim. Çocuk istismarcıları serbest bırakılırken, araba ile yayaya çarpıp öldürenlerin cezası her çıktıkları mahkemede hafifleye hafifleye tahliye olurken, Deniz Feneri davası bir çırpıda hallolup, sanıkları tutuksuz yargılanırken, hizbullaçılar salıverilirken (hani domuz bağıyla insanlara işkence yapan müslümanlığı kirleten yobazlar) eski Genel Kurmay Başkanını suç örgütü kurmak suçuyla içeriye alıyorsan, parasız eğitim talep eden öğrencileri tutuklarsan, basılmamış kitabın yazarını tutuksuz yargılamazsan traji komik duruma düşersin ve inandırıcılığını kaybedersin.

Sonuç olarak, demokratikleşme süreci olarak başlayan, herkese bir ümid olmuş davaların benim gözümdeki değerinden eminim. Belki hepsi değil ama çoğu siyasi. İktidarın oyuncağı olmuş yargı, maşası olmuş savcılar, gövde gösterisi olmuş tutuklamalar, hapishaneler. Yine gücü elinde bulunduranların, devletin her alanında kadrolaşmalarını tamamlayıp düğmeye bastığı “DOKUNULMAZ DEĞİLSİN” oyunu. Cümle aleme “güç bende artık” demenin kısa yolu. Biat eden, eğilen, itaat eden paçayı kurtarır ama etmeyen yanar. Bu ülkeye ve yaşananlara dışarıdan bakan, demokratikleştiğimizi, sivil iradenin gücünün arttığını, hukuk devletinin yolunun açıldığını düşünebilir. Ama bilseki bu tamamen siyasi bir gösteri ve gösteride sahnelenen birilerinin çıkarları için oynanmakta, ne düşünür?

Türkiye de herkes şunu anlamalı. Artık herkes “DOKUNULABİLİR” ve her kesimden herkes her adımında iktidar ile karşı karşıya gelip gelmeyeceğini muhakeme etmelidir. Ahmet Şık yazdığı kitap için yargılanıyor. O basılmamış kitaba ulaşmak suçtu ve ben o suçu işleyen biriyim. Neredeyse, internetten kopyasını indiren binlerce kişi hakkında suç duyurusu yapacak kadar saçmalamak üzereydilerki, hapishanede bu kadar kişi için yer olmadığını mı düşündüler, iyice rezil olabileceklerini mi bilemiyorum. apar topar açıklamalar ile örtbas ettiler bu süreci. Aslında suç ise bu da suç ve ceza vermelisin? Hatırlıyorum çünkü bilinçli yapmıştım, bundan dolayı yargılanmayı da göze almıştım. Yani içime “acaba yargılanır mıyım, tutuklanır mıyım” düşüncesi, şüphesi düşmüştü.

Düşünün. Bir vatandaş bir kitap okudu diye suçlanıp tutuklanabileceğinden şüphe ediyorsa, olabilirliğini düşünüyorsa, ne kadar demokratikleşmiş olabiliriz? Yani herkes gibi bende bu eylemim ve düşüncem ile “dokunulur” olduğumu anlamış oldum bilinç altımda. Dolayısıyla muhalif olduğumda başıma gelecekler biryerlerime yerleşti. Veya son dönemde herhangi bir yakınımızın sebepsiz yere, bir şekilde tutuklanableceğini hiç düşünmediniz mi? Ve yıllarca neden tutuklandığını anlamadan hapis yatabileceğini.

İşte bu. Yapılmak istenen buydu ve yapıldı. Hangi amaca hizmet ediyor, kimin planı, kimin organizsayonu tahmin edemiyorum ama 3-4 yıldır demokratikleşiyoruz palavrasıyla, korku ülkesi olduk. Hadi cesaret edebiliyorsan herhangi birşeyi protesto etmek için sivil iradeni kullan, meydandaki topluluğa katılmayı aklından geçir, farklı fikrini yüksek sesle söyle. Eğer eylemin; güce, yani devlete yani devleti yöneten iktidara muhalif ise birçok kez daha düşün. Sonun Ankara da iyi veya kötü hakkını aramak isteyen eski Tekel İşçilerinin başına gelenler gibi olursa şanslısın. Bol biber gazı, soğuk su ve jop. Yoksa Türkiye de güce muhalifsen tutuklusun.

Asa kimdeyse Musa o. Devir bu.

Adalet; kılıcın iki yüzüde keskin olduğunda sağlanır. yaşananlara yorumum bu kadar basit…

Yorumlar (0)

› henüz yorum yok

Bir Cevap Yazın

UA-7250589-1